Benzer bir vak’a da Ümmü Şerîk’in başından geçer. Ümmü Şerîk, imanı içine oturtmuş bir kadındı. Kendi ifadesine göre onu dininden döndürmek için müşriklerin yapmadıkları şey kalmadı. Gerisini onun ağzından dinleyelim:“... Bal sürülmüş ekmek veriyorlar ama bir damla sudan mahrum bırakıyorlardı. Öğle olup güneşin sıcaklığı arttığında mola verdiler. Bizler güneşin altında sıcaktan yanarken onlar çadırlarını kurdular. Beni güneşin altında bıraktıkları için (âdeta) aklımı kaybettim, artık görmüyor ve duymuyordum. Üç gün bu şekilde davrandılar. Üçüncü gün bağlı olduğum dini bırakmamı istediler. (Bilincim neredeyse kapalı olduğu için) söylediklerini ancak kelime kelime anlıyordum. Ben de Allah’ın bir olduğuna işaret etmek için parmağımı yukarı doğru kaldırıyordum.” Gözü küfürle dönmüş kimseler bu türlü işkenceyi yapıyorlardı, hem de bir kadına. Kâfir küfrünün gereğini yapıyor, mümin de imanının gereğini yapacaktı. Nitekim bu yüce kadın da imanının gereğini yapıyordu:“Bana uzun bir süre bu şekilde işkence ettiler. Bu hal üzere devam ederken birden göğsümün üzerinde bir kovanın serinliğini hissettim. Kovayı tutup bir yudum içtikten sonra kova göğsümden çekildi. Gökle yer arasında asılı duran kovayı tutamadım. Sonra kova tekrar bana doğru sarkıtıldı. Kovadan bir yudum daha içtim. Baktım ki kova yine gökle yer arasında asılı. Üçüncü defa sarkıtıldığında kovadan yine içtim. Artık suya kanmış susuzluğum gitmişti. Kovadan başıma, yüzüme ve üzerime su serptim. Geldiklerinde beni zinde, canlı ve üstüm başım ıslanmış bir şekilde bulunca su tulumlarına koştular. Ağızlarının bağlı ve çözülmemiş olduğunu görünce, ‘Senin Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna inandık...’ dediler, hepsi birden Müslüman olup Allah’ın Resûlü’ne hicret ettiler.”70
Dipnotlar
- İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-kübrâ 8/156.