İçeriğe geç

Basiretimiz varsa, idrakimiz varsa bunu elde etmek için gayret etmeliyiz.Size deseler ki yerin altındaki ateş tabakaları yavaş yavaş yukarı doğru çıkmaktadır, yakında hepiniz helak olacaksınız. Ancak bundan kurtuluşun bir yolu var; o da başka bir gezegene gitmektir. Başka bir gezegene de bütün insanların bugün taşınmasına imkân ve ihtimal yoktur… Ne yaparsınız, biliyor musunuz? Her şeyinizi satar, füze üslerini geliştirmeye çalışırsınız. Bir an evvel bunları çoğaltsınlar da bizi başka bir gezegene atsınlar diye. Oraya gitseniz sanki ne olacak? Üç beş sene daha fazla yaşayacaksınız. Sonra ölüp gideceksiniz. Öldükten sonra başkaları da sizi memnun ve mesut edemeyecek. Dikkat buyurun! Küçük bir hâdise karşısında her türlü meşakkate katlanmayı, sadece dünya saadeti için bunlara katlanmayı göze alan insan, dünya ve ukba saadetine sebep olacak bir meselede böyle tehlikelere ve zorluklara göğüs germezse elbette akıllıca davranmamış olacaktır. Onun için bizim yolumuzu bulmamızda, Kur’ân karşısında vaziyetimizi almamızda, kâfirler içinde temayüz etmemizde, onlara karşı zillet ve meskenetten kurtulmamızda, İslam’ın izzetiyle arz-ı dîdâr etmemizde, kısaca bütün meselelerimizde nokta-i istinat ve istimdadımız, yani dayanak noktamız kalbdeki imanımızdır.Allah Resûlü’nü aziz eden, O’nu insanlığın başına çıkaran, insanlığın başına taç yapan, O’nun o râsih, sağlam inancıdır. O’nun arkasındaki o mükemmel saffı, bütün insanlığın mahbubu hâline getiren yine onların o sağlam imanlarıdır. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) âdeta elindeki kaşığıyla insanlığı karıştırdı; bozuğu bir tarafa, düzgün, müstakim, saf, temiz ve berrakı bir tarafa ayırdı. O’nun cemaatinin içine de ilk başlarda bozuklar, bulanıklar karıştı; fakat bunlar o cemaat içinde uzun süre tutunamadılar, dayanamadılar.

295