İçeriğe geç

sayfiyede bulunan Utbe ve Şeybe, yanlarında çalıştırdıkları köle Ninovalı Addas’ı gönderiyorlardı. Tabağın içinde bir salkım üzüm Allah Resûlü’nün huzuruna geliyor. Hürriyetini kaybetmiş, müşriklerin eline düşmüş. Hazreti Yunus’a imanla, o imanın kazandırdığı aşkla, vecdle bir peygamber arayan, bir ışık arayan Addas, aradığını Allah Resûlü’nü görmekle bulmuştu. Allah Resûlü’nün huzuruna bir tabak üzümle geldi. Tabağı Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) uzatırken Allah Resûlü, “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek elini tabağa uzattı. Bunu duyduğu an Addas beyninden vurulmuşa döndü ve dedi ki: “Buralarda ben böyle laf duymadım. Allah adına söyle sen kimsin?” dedi. Allah Resûlü ona sordu: “Sen nerelisin?” Cevap: “Ben Ninovalıyım.” oldu. Allah Resûlü bir iç çekti ve kendi kendine hüzünlenerek, “Kardeşim Yunus’un memleketindensin!” buyurdu. Addas bunun üzerine, “Yunus’u Sen nereden biliyorsun?” dedi. “O da benim gibi peygamberdi. Onu da kavmi memleketinden çıkarmıştı. Onu da benim gibi dinlememişlerdi. Onun kavminin de gözü dönmüştü. Ben de onun gibi gadre uğradım.” şeklinde cevap verdi Allah Resûlü. Addas, Resûl-i Ekrem’in üzerine abandı, onun saçını sakalını öpmeye başladı ve “Ben Seni gökte arıyordum, yerde buldum. Ben Seni, âhirzaman peygamberini, beşere rüşt ve hidayet getirecek insanı arıyordum.” dedi ve iman etti. Addas, efendilerinin yanına döndüğü zaman Taiflilerin gayzları, nefretleri, kinleri iyice arttı. “O adam seni dininden çevirdi.” diye itap edip azarladılar onu. Ne yolların eğri büğrü oluşu ne tarlaların dikenli bulunuşu ne geçme mecburiyetinde kaldığı nehirlerin kandan irinden olması Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) yolundan vazgeçiremiyordu. Hak deyip atıldığı davada sonuna kadar sebat ediyordu. Hak olan o dava, “el-Hakku ya’lû velâ yu’lâ aleyh” (Hak

276