İçeriğe geç

vazgeçmeyeceğini ifade eden Allah Resûlü,65 bu hususta sabırlı ve kararlıydı. Korkunç boykot hâdisesi dahi ne Allah Resûlü’nü ne de O’nun sadık erlerini davalarından vazgeçirebilmiştir. Ebû Talip mahallesine sıkıştırılan müminler çarşı, pazardan bir şey almaktan dahi mahrum edilmişlerdi. Sahabe uzun zaman çarşıya pazara inememişti. İnenler dövülmüş, hakaret görmüşlerdi. Kız alıp verme işinden dahi mahrum bırakılmışlardı. Çok büyük kimseler orada ademe, yokluğa mahkûm edildiler, fakat bunlar müminleri davasından ve anlayışından vazgeçiremedi. Hatta hatırı sayılır bazı insanların himayesinde bulunan ve bu sebeple boykotun dışında kalan kimseler dahi yer yer onların himayesini reddediyor, Kâbe’nin önünde avazı çıktığı kadar bağırıyordu: “Beni şimdiye kadar falan himaye etti, ben gayrı bundan öte Allah’ın himayesini tercih ediyorum, şahsın himayesini istemiyorum!”Bütün bu tazyiklere, sıkıştırmalara rağmen her geçen gün Müslümanların sayısı artıyordu. Bünyan-ı mersûs, parçaları birbirine kenetlenmiş sağlam bir yapı gibi yükseliyor ve Allah Resûlü’nün etrafında etten, kemikten bir kale hâlinde varlıklarını ispat ediyorlardı. Böylesine bir dayanışma, böylesine bir sabır, böylesine bir Hak’ta sebat etme, Allah’ın tevfik ve inayetiyle, onları muvaffak kılıyordu.Bütün bu baskılar karşısında, Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) yılmadan, usanmadan küfür ve dalaletten parça parça olmuş gönüllere iman ve hidayet nuru götürmek üzere sağa sola koştururken görüyoruz. Mekkelilerin kendisini kabul etmeyişleri karşısında Allah Resûlü başka ufuklar, başka vadiler arıyordu. Tazyikler Resûl-i Ekrem’i birkaç defa Mekke’den dışarıya çıkarıyor, ancak yine O, mukaddes şehrin sinesine dönüyor, çile çekmeye, ızdıraplara katlanmaya devam ediyordu.

273