İstikrarsız bir insanın ise semere elde etmesine, bir şeyler kazanmasına imkân yoktur. Ne dünyada ne de ukbada… Dünya-ukba, bir kitabın iki sayfası, bir hakikatin iki yüzü gibidir. Burada sebat olmuyorsa ötede de semere olmaz. Her meseleyi sebat halleder. Su, damlaya damlaya mermeri deler. Ferhat manivelasıyla çalışa çalışa, sebat ede ede dağı dibe indirir.
İslam’da sebat, dünyevî ve uhrevî düğüm düğüm olmuş bütün meseleleri çözecek tek âmil, tek etkendir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün tazyikler, bütün sıkıştırmalar karşısında sebatı sayesinde muvaffakiyet ufkuna ulaşmıştır, Allah’ın kerem ve inayetiyle. Dünden bugüne o yolun bütün sadık erleri, sabır ve sebatlarıyla netice elde etmişler, buna karşılık her gün yer değiştirenler, mevkiinde sebat etmeyenler muvaffak olamamışlardır. Korkan, korktuğu şeye maruz kalmış; dünyevî şeylerin arkasından koşan, koştuğu şeyle imtihan olmuştur.
İslam’da sebat etmek… Allah Resûlü’nün sebat ettiği gibi sebat… Allah Resûlü’nün sadık, vefadar dostları gibi sebat etmek… Bütün muvaffakiyetler buna bağlanmıştır. Bütün meseleleri ve bütün tarihi bir tarafa bırakarak İslam tarihinin çekirdeği hükmünde olan Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatına bakalım. Bahsedeceğimiz şu iki tablo bu konuda bize yol gösterecektir:Tarihte tazyik görmüş insanları sıralayacak olursak listenin en başına Allah Resûlü’nü yazmak icap edecektir. Cahiliye asrının bütün toslamaları Resûl-i Ekrem’e olmuştur. Ne var ki sağdan soldan gelip çarpan bu şeyler O’nu yolundan, vazifesinden çevirememiş, davasından vazgeçirememiştir. Amcasına yapılan tazyikler, ondan Allah Resûlü’nü himaye etmekten vazgeçmesini istemeleri… Bunların hiçbiri Allah Resûlü’nü sarsamamıştır. Yapılan tekliflere mukabil ayı bir omzuna, güneşi de bir omzuna koysalar dahi bu davadan