ma kadar sorarlardı. Zira Allah’ın Peygamberi her şeyi en iyi bilirdi. O kanaatleri, o iman ve o iz’anları vardı. Bizim iman, kanaat ve iz’anımız da o yöndedir. Allah devam ettirsin. Kızlarını kocaya verecekleri zaman sorarlardı. Eşiyle geçimsizlik yaşayıp boşanmak isteyenler gelir sorarlardı. Ağaç aşılayacakları zaman bile sorarlardı. Aşılayalım mı aşılamayalım mı? Her şeylerini sorarlardı. Hele kızlarını evlendirme hususunda Allah Resûlü’ne sormadan, O’nun münasip göreceği yere vermesini teklif etmeden asla izdivaç yaptırmazlardı.Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) birgün ensardan bildiği bir zatın kapısına gitti ve ona, “Kızınıza talibim.” dedi. Onlar da kızlarını, Allah’ın Resûlü bizzat kendisine istiyor sandılar. Bu isteği hüsn-i kabulle karşıladılar ve çok memnun oldular. Kendi kızlarını ezvac-ı tahiratın arasında görmek, bir anne-baba için büyük bir payedir. Zira kızları kıyamete kadar bütün müminlerin anası olacaktır. Allah Resûlü, “Ancak ben kızınızı kendime istemiyorum, onu Cüleybib’e istiyorum.” buyurdu.Cüleybib genç bir Müslümandı. Çok meziyetleri vardı, fakat kadınlar konusunda az zaafı vardı. Kadınlarla oturur, kadınlarla konuşur, kadınlarla muaşeretten çekinmezdi. Yabancı kadınlarla bir çatı altında oturmaktan çekinmezdi. Ve bu durum ashâp tarafından da az çok bilinirdi. Bu sebeple insanlar ona iyi bir gözle bakmazlardı. Allah Resûlü, onun bu yarasının nasıl tedavi edileceğini biliyordu, onu evlendirmek lazımdı. Cüleybib’in adını duyan kızın babası ensardandı. Allah Resûlü’ne hayatında hiç hayır demeyen bir topluluktu ensar. Allah Resûlü onların gönlünü öyle fethetmişti ki Mekke’nin fethinden sonra ensar, “Resûlullah bundan sonra Mekke’de kalır mı?” diye endişe edince onların bu endişesini bertaraf etmek için “Vallahi bütün halk bir vadiye ensar da başka bir