Sizi ilk defa atomlar âlemine soktu, var etti. Sonra cisimler âlemine soktu, terkip yaptı. Sonra sizi insan yaptı, dünyaya gönderdi. Burada da durmayacak, yarın kabre gideceksiniz. Berzaha uğrayacak, mahşerde hesap verecek ve sırattan geçeceksiniz. Ya Allah’ın rıza ve rıdvanına nail veya gazabına dûçâr olacaksınız.
İşte böyle bir misafirlik durumuna göre hareket etmeli, hesap vereceğiniz düşüncesiyle adımlarınızı atmalısınız. Dünya hesaplarına göre değil, iktisadî iniş ve çıkışlara göre değil, Allah’ın rızasına göre, O’na vereceğiniz hesaba göre adımlarınızı atmalısınız. Öyleyse her hususta nefsinizi frenlemeli, iffetli yaşamaya, namus âbidesi hâline gelmeye çalışmalısınız. Böylece Allah’ın istediği nizamı bozmamış olacaksınız. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün nabızları yoklar, bütün gönüllere bakar, herkese durumlarına göre bir şeyler söylerdi. Hele ashâb-ı suffe vardı ki Allah Resûlü’nün devrinde bunların vazifeleri, hadis öğrenmek, Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemek, gerektiği zaman cihada iştirak etmek ve gece gündüz ibadet ü taatle meşgul olmaktan ibaretti.Ebû Hüreyre onların en başta gelenlerindendi. O, ashâb-ı suffeyi şöyle anlatıyor: “Aleyhissalatü vesselam henüz hayattayken yetmişin üstünde insan tanıyorum ki bunların giyecek doğru dürüst elbiseleri yoktu. Ortasından deldikleri bir peştemali başlarından geçirirler, namazda eğilip kalktıkça açılmasın diye sürekli önlerini ve arkalarını tutarlardı. Namazlarını ancak öyle eda ederlerdi. Tamamen kendilerini Allah’a vermişlerdi. Bunların dünyalık bir dert ve endişeleri yoktu. Hepsi iffetli, hepsi namus âbidesi idi.”Ensardan hiç kimse bir şeyi Allah Resûlü’ne sormadan yapmazdı. Neye kadar sorarlardı? Tarlalarına atacakları tohu-