İçeriğe geç

Dünya, Allah Resûlü’nün karşısında maksudun bizzat olarak kendisini kabul ettirmek için temessül ediyor. Senin her şeyin ben olayım, diyor. Ehl-i dünyaya kabul ettirdiği, onları kendisine kul yaptığı, Allah’ı, Resûlullah’ı ve Kur’ân’ı unutturduğu gibi Cihanın Efendisi’ne de kendisini böyle takdim ediyor. Allah Resûlü’nün nazarında dünyanın, sineğin kanadı kadar kıymeti yoktur. Dünyanın O’na tesir etmesi düşünülemez. O, bu mevzuda denge unsurudur. Onun Ebû Bekir’e tesir etmesi de düşünülemez. Zira o da O’nun sadık yâridir; Sıddîk-i Ekber’dir. Oysa o dahi buna rağmen, “Ya dünya bana galebe çaldı ise!” diye kendisinden endişe ediyordu. Gerçek bir müminin, neye hâkim olur, neye sahip olursa olsun dünya karşısındaki kanaatı daima aynı olacaktır. Dünyanın kendisini kabul ettirdiği kimselerin bizler olduğu muhakkaktır. Aynı minvalde başka bir misal, Habbab b. Eret’tir. Habbab önceden bir köleydi, fakat Allah Resûlü’nün nezdinde yüce bir payeye yükselmişti. Mus’ab gibi sahabe-i kiramın büyüklerini yetiştirmiş, büyük bir muallimdi. Mekke’de müşriklerin ağır işkencelerine maruz kalmıştı. Başta Bedir olmak üzere bütün gazvelere iştirak etmiş ve vücudunda, sayılamayacak kadar yara ve işkence izi vardı. Müslüman oldu diye efendisinin kapısında her gün demirleri kızdırıp vücuduna basıyorlardı. Yaşadıklarından dolayı şöyle derdi: “Vallahi eğer Resûl-i Ekrem ölümü istemenin mahzurlu olduğunu söylemeseydi ben ölümü temenni edecektim!” Hazreti Ömer der ki: “Bir gün Habbab’ı gördüm. Sırtında neredeyse omuriliği görünüyordu. Sordum ki, ‘Habbab bu nedir?’ ‘Vallahi Ey Ömer, ben Müslümanların yedincisiyim. Sahibim beni bir hasıra sarar ve tutuştururdu. Vücudumdan çıkan sularla ancak hasır sönerdi. İşte bu yaralar o günlerden kalmadır.’ dedi.” Dünyanın en büyük çilesini çekmiş, İslam’ın yücelmesi, yükselmesi uğrunda her şeye katlanmıştı Habbab.

247