İnsan, evvelen ve bizzat, asıl olarak Allah’ı tanımak, O’na iman edip gönlüne O’nu oturtmak, O’nunla huzura kavuşmak ve O’nun rızasına ulaşmak için yaratılmış; saniyen ve bi’l-araz yani ikinci derecede ve dolaylı olarak dünya için yaratılmıştır. Dünyanın Allah’tan ötürü, Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin cilvesi olduğundan ötürü, âhireti bize kazandırdığından, onun tarlası olduğundan ötürü bir kıymeti vardır. Müslüman olarak izzet ve haysiyetimizi burada, Cenab-ı Hakk’ın ihsan edeceği şeylerle koruyup muhafaza etmemiz ve bu hususta çırpınmamız, bu hususta sa’y u gayrette bulunmamız ve Cenab-ı Hakk’ın da bu sa’y u gayretlerimize kıymet verip onlara karşılık vermesinden ötürü bir kıymeti vardır. Bunun dışında dünyanın kendine ait bir kıymeti, bir ehemmiyeti yoktur. Onun kıymeti zâtî, kendine ait, kendinden kaynaklanan değil, izâfîdir, görecelidir, Allah’ın rızasına ve âhirete bakar. Öyleyse mümin, himmetini âlî tutacak, yüksek hedeflerin peşinde koşacaktır. Böylece o, himmeti nispetinde büyük görünecektir. Himmetinin büyüklüğü nispetinde de tek başına bir millet hâline gelecektir. İnsanın kıymeti, himmeti nispetindedir; kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.
İnsanın kıymeti himmeti nisbetindedir; insanın değerini hedefleri belirler. Eğer kıymet kazanmak istiyorsanız himmetinizi yüksek tutun. Himmetiniz yüce ise tek başınıza bir milletsiniz demektir. İşte bu hususa parmak basan bir sözde şöyle denir:
ِمَوْ تُ الْعَالِمِ مَوْ تُ الْعَالَم
Gerçek âlim Allah’ı bilen, gerçek âlim eşya ile insan münasebetini bilen, gerçek âlim kâinatın yaratılışındaki esrarı bilen, gerçek âlim kâinattaki yerini bilen insandır. İşte bu âlimin ölümü âlemin ölümüdür. Böylesine bir idrake sahip bir insanın ölümü, bütün insanların ölümü kadar acıdır ve o, bütün insanlık için büyük bir kayıptır.