İçeriğe geç

kurtulur. Fakat namaz, sürekli insanın Allah’la alâkasını temin eder. Onun rahmetle bağını kurar. İnsan, yerine göre günde beş defa, hatta bazen en tatlı hazlarını terk etmek suretiyle kalkar, bu bağı kurmaya çalışır. Onun içindir ki büyük bir davayı yüklenerek gelen beşerin en büyüğü Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), namaza en büyük ehemmiyeti veriyordu. Kur’ân-ı Kerim namazın etrafında çok ciddi tahşidat yaparken Efendimiz de namazın dinin direği, kişinin mahşerde ilk hesaba çekileceği amel olduğunu haber veriyordu. Bizzat kendisi bu meseleye çok büyük ihtimam gösteriyorlardı. O, günde beş vakit namazla iktifa buyurmuyor, yetinmiyordu. Bu münacat ve sılanın gecede dahi devam etmesini diliyor ve bunu yapmaya çalışıyordu.Kendisi için bir mükellefiyet saydığı gece namazını eda edemezse arada boşluk olmasın diye âdeta kaza ediyordu. Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) başlayıp da daha sonra ara verdiği veya bıraktığı bir amel görmek mümkün değildi. Sadece ümmetine kolaylık olsun diye bazı meseleleri ara sıra terk ettiği düşünülse dahi gece belki onun kat kat fazlasını yapmak suretiyle kendine göre o boşluğu dolduruyordu. Bu ruh ve bu şuur içinde yaşamış, aralıksız Allah’a doğru kanat çırpmış ve yükselmeğe çalışmıştı. Vefat ederken de başka şey düşünecek değildi ki! Onun son dakikalarını Hazreti Âişe vasıtasıyla öğreniyoruz: Saadet hanesinin kapısı mescide açılıyordu. O, bir ayağının evinde, ailesinin içinde, bir ayağının mescitte olmasını düşünüyordu. İtikâfa girdiği zaman ara sıra başını saadet hanesine uzatıyordu. Maddî varlığı ile de âdeta ikiye bölünmüştü. Yarısı evinde, yarısı da mescidinde bulunuyordu. İşine giderken mescidinden geçip gidiyor; namazını kılıyor, oradan öyle ayrılıyordu. Evine girerken mescidine uğruyor, namazını kılıyor, öyle evine giriyordu. Onun için namaz bir yol, mescit de

222