İçeriğe geç

kendi devrinde bir kasırga, bir fırtınadır. O, esrarlı bir fırtına gibi Sasaniler’in burçları önünde estiği zaman her şey altüst oluverir. Oradan istikamet değiştirip de Bizans’a doğru yönelince bu defa da Bizans altüst oluverir. Bir fırtına olarak yaşamış, hayatı boyunca ölüm kovalamış bu insan artık ölüm döşeğindedir. Kendi beyanları içinde, vücudunda, okun, kılıcın, mızrağın değmediği para kadar bile yer kalmamıştır. Ancak kovaladığı, arkasından koşup durduğu ölümü de hayatı boyunca bir türlü yakalayamamıştır. Yakalasaydı –Allahu a’lem– şöyle diyecekti: “Allah’ım, hayatımın bir dönemine kadar Peygamber’inin karşısında yer aldım. O’nun peygamberliğinin on üçüncü senesine kadar bütün Mekke hayatı boyunca O ve ben hep karşı karşıyaydık. Hicret’ten altı sene sonrasına kadar yine O ve ben karşı karşıyaydık. Bu kadar büyük bir günaha karşı benim çok ciddi bir kefarette bulunmam lazım. Bu kefaret bir harp meydanında ancak şehit kanı olabilir. Sen, bunu bana lütfettiğinden dolayı arınmış olarak gidiyorum.”Fakat Halid, ümniyeleri içinde kurup durduğu bu şeye muvaffak olamıyordu. Cihanı fethetmişti, ancak bu hayalini gerçekleştiremeden şimdi ölüm döşeğinde son nefeslerini veriyordu. Eski silah arkadaşı Said b. Zeyd bir gün Halid’i hasta yatağında iken ziyaret etmişti. O, alabildiğine bitkindi ve hastalıkların üst üste gelmesi karşısında artık belini doğrultamıyordu. Hususiyle Said b. Zeyd ve Halid b. Velid Yermuk’ta omuz omuza beraber savaşmışlardı ve ikisi de bir adım geriye atmamıştı. Fakat Halid’in harp meydanlarında bir kasırga gibi hareket eden vücudu artık başını taşıyamıyordu. Koca kumandan hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Said: “Seni ağlatan ölüm korkusu mudur?” diye sorunca Halid şu cevabı verdi: “Şu cesedimde ok, mızrak veya kılıç isabet etmeyen para kadar yer kalmamıştır. Ancak arkasından

28