İçeriğe geç

lınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaat etmiştir.” (Fetih Sûresi, 48/29)Muhterem Müslümanlar!Mukaddes İslam dini bir yönüyle Allah tarafından bize tevdi buyrulmuş bir emanettir... Riayeti gerekli olan bir emanet. Bizden sonra gelecek nesillere arızasız ve pürüzsüz teslim etmekle mükellef olduğumuz bir emanet. Aldığımız gibi vermekle mükellef olduğumuz bir emanet. Aynı zamanda bu mukaddes emanette bizim neslimizin ve gelecek nesillerin saadet teminatı, huzurunun müjdesi vardır. Buna sarıldığımız nispette aziz olarak yaşayacağımıza dair Allah’ın vaadi vardır. Her iki yönüyle de mahz-ı hayr (sırf hayır) olan böyle bir mesele karşısında günümüz insanının ne pahasına olursa olsun isabetli, istikametli iyi bir karar vermesi lazımdır. İnsanımız bu mevzuda iki durumla karşı karşıyadır:Birincisi; emaneti koruma, ona riayet etme, emanete hıyanet edenler arasında haşr u neşr olma endişesini içinde taşıma… Kur’ân’ı, önceki nesillerden aldığı gibi bozmadan, tahrif etmeden gelecek nesillere teslim etme duygu ve düşüncesi… İkincisi; saadetinin, hatta mevcudiyetinin ve hür olarak yaşamasının buna bağlı olduğunu bilme. Onun vaat ettiği, teminat altına aldığı hususları elde etme.

İnsanımız işte bu iki durumla karşı karşıyadır. Sonunda kararını isabetli verdiği takdirde emanete ihanet etme durumundan kurtulacak; emanete riayet eden bir insan olarak haşrolacaktır. Geçmiş nesiller arasında mualla yerini (yüce mevkiini) alacak ve gelecek nesiller tarafından da rahmetle yâd edilecektir.

26