İçeriğe geç

Hevesine kurban gidenler… Midesine kurban gidenler… İkbaline kurban gidenler… Debdebeye kurban gidenler… İhtişamın kulu ve kölesi olanlar… Size nasihat edenler gaflete daldılar ve hakikate tercüman olamadılar. Müslümanlık bir hâldir. Müslümanlık bir havadır. O havayı estirmeniz gerekir. Bırakın yalanı! Bırakın davranışlarınızdaki sun’îliği! Siz davranışlarınızla hakikat gamzedin. Söz söylemenize lüzum yoktur. Göreceksiniz, o zaman insanlar bir hâle gibi etrafınızda toplanacaktır.Mus’ab, Resûl-i Ekrem’in bezmine girmiş bir delikanlıydı. Hevesatına takılacağı günlerde girmişti. Anası, her gün onu kapıda beklerdi. Saçlarını okşar, ona kuş tüyünden döşekler sererdi. Adeta üzerine titrerdi. Hayatın kendisine güldüğü, bütün rehavetiyle çepeçevre kendisini sardığı ve âdeta bütün rehavetiyle bir atmosfer hâlinde kendisini boğacağı zaman Mus’ab birdenbire Habbab b. Eret vasıtasıyla Resûl-i Ekrem’in sesini ve soluğunu duydu. Beyninden vurulmuş gibi İbn Erkam’ın evine koştu. O günden sonra da bir daha peşinden ayrılmadı. Sessiz infiali içinde O’nun huzurunda hep el pençe divan dururdu. Söz yoktu onda. Bir gün Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona “Habeşistan’a git!” dedi; o da gitti ve vazifesini yaptı. Hıristiyanlar içinde icra-i faaliyette bulundu. Kur’ân konuştu, Kur’ân düşündü, Kur’ân’a tercüman oldu. Kur’ân koktu, Kur’ân aksetti. Yumuşak döşekleri, önüne inip kalkan sofraları terk etmiş bu feragat sahibi özverili insan, Mekke-i Mükerreme’den ayrılığa dayanamadı ve gün geldi, hasbîliği içinde yine postuna sarılıp döndü. Medine’ye hicret fermanı çıkınca bu defa da oraya hicret etti. Ana, yurt, yuva, yumuşak döşekler ve sofralar her şey terk edilmişti. Yine samit infiali içinde hareket ediyordu. Mescid-i Nebevî…

178