İçeriğe geç

ri karşılığında, kendilerine cennetin üstün sarayları verilecek. Oraya selamla, hürmetle buyur edilecekler. Hem de devamlı kalmak üzere oraya girecekler. Orası varılıp yerleşilecek ne güzel bir yerdir!” (Furkân Sûresi, 25/73-76)Muhterem Müslümanlar!Mümin, bir gönül eridir. Mümini tanımak isterseniz, onu kendi davranışları içinde değerlendirmeniz lazımdır. Mümin, kendi davranışlarıyla kendisine mümin dedirten kimsedir. Gönlü aydın, içi aydın, duyguları canlı, kafası işleyen, terkip kabiliyetinde insandır. O, Rabbi hesabına O’ndan gelen fermanları dinlediği zaman körler, sağırlar gibi kulağının üzerine yatmaz. Rabbimin beyanıdır, diye gerekli tazimat ve tekrimatı gösterir. Rabbinden gelen her şey, pratikte ve hayatta onda hemen karşılığını bulur. O, söylemekten daha çok yaşamaya dikkat eder. Sözleri yaşadıklarına yer yer tercüman olsa bile, yaşadıkları söylediklerinden daha fazladır.Bu bezm ve bu devran, öyle müminlere şahit olmuştur ki, hayat boyu onların sarf ettikleri sözleri, cümleleri toplasanız mümin olduktan sonra beş yüz cümleye varmaz. Fakat öyle şeyler yapmışlardır ki binlerce cilt kitabı bir araya getiren insanın yaptığı iş dahi onların onda birine varamaz. Mesela on sekiz yaşında, düğün evine girer gibi İslamiyet’e giren Mus’ab b. Umeyr’in, o yaşından sonra vefat edeceği âna kadar, bütün hayat boyu konuştukları belki beş yüz kelimeye varmamıştır.Onlar hakikat erleri, davranış erleridir. Hakikat erleri, fikir erleri ve fikrini yaşayan erlerdir. Biz davranışlarımızla müminiz. Davranışlarımızla mümin olmayı bıraktığımız günden bu yana derbeder ve perişan bulunuyoruz. Müslümanlığı, debdebeli muhteşem sözler içinde, çalım satarcasına başkalarına anlatmaya kalktığımız günden bu yana, nefsimize anlatmayı terk ettiğimiz günden bu yana, ona

176