İçeriğe geç

lâl ü güher gibi dudaklardan dökülen sözler karşılık buluyordu. Nitekim Kur’ân’da bu husus şöyle zikredilir:

ًوَ الَّذ۪ ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَـيْـهَا صُ ـمّاً وَ عُمْ يَـانا

“Rabbin âyetleri yanlarında zikredildiği zaman körler ve sağırlar gibi yan gelip yatmazlar.” (Furkân Sûresi, 25/73) Anlamaları gereken şeyleri anlarlar ve vicdanlarında bir ürperti meydana gelir. Sair canlılar gibi değildirler. Bir gönül taşırlar ve bu gönül onlara idrak ettirir. Kur’ân bize bunu anlatıyor. Her sahabi bu işe baştan hazırmış gibi arzuluydu. Her sahabi bu ruhla doluydu. Kendi kendini kontrol ediyor ve hakkında gelecek şeylerden tir tir titriyordu. O meclisten içeriye girelim ve karşımıza çıkacak bir iki tablo ile ihsan şuurunun onlarda nasıl geliştiğini beraber görmeye çalışalım. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem);

ُيَآ اَيُّهَا الَّذ۪ ينَ اٰمَنُوا قُوٓا اَنْـفُسَ كُمْ وَ اَهْل۪يكُمْ نَاراً وَ قُودُهَا النَّاسُ وَ الْحِ جَارَة

عَلَيْهَا مَلٰئِكَةٌٓ غِ اَلَ ظٌ شِ دَ ادٌ ااَلَ يَعْصُ ونَ اهللَ مَآ اَمَرَهُمْ وَ يَفْعَلُونَ مَا يُؤْ مَرُونَ

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun. Onun başında kaba yapılı, sert ve şiddetli melekler olup onlar asla Allah’a isyan etmez ve kendilerine verilen bütün emirleri tam yerine getirirler.” (Tahrîm Sûresi, 66/6) âyet-i kerimesini okuyordu. Birden bire meclisi lerzeye getirecek bir “hey” sesi duyulur. Biraz sonra Cebrail orada belirmiş, şöyle sormaktadır: “Yâ Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)! Allah’ın selamı var. Şu haykıran adama sorun bakalım ne diye haykırmış?” Adam, o sırada yerde heyecanlar içinde can çekişmektedir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Âyât ü

165