nırlar; bu ikisinin arasında bir denge tuttururlar. Onlar, Allah’la beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar. Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürmezler. Zina etmezler. Kim de bunları yaparsa günahının cezasını bulur. Kıyamette, o büyük duruşma gününde O’nun cezası katmerli olur ve azapta, zillet içinde ebedî kalır. Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler, güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).” (Furkân Sûresi, 25/63-70)
Muhterem Müslümanlar!Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanlık için gönderilmesinin en mühim gayelerinden biri, Allah’ın rızası istikametinde bir beşerî teşekkül, bir beşerî tekevvündür.
İnsanın insanca varlığına yeni bir şey ilave etme… Ona Muhammedîlik ilave etme… Bu ilaveyi yaparken insanın Allah’la münasebetini takviye etme. Hazreti Âdem’den, O’nun devrine kadar yaşayan insanlığın yeniden kendisini kontrol etmesi, yükselmek için yeniden hazırlığa geçmesi, yeniden tepeden tırnağa kendisini süzmesi, durumunun bu işe müsait olup olmamasına bakması…
İşte bu hususlarda ders vermek üzere Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) şanı yüce bir nebi olarak gönderildi. Kendisine inananlar bembeyaz güvercinler gibi pervaz edip yücelere yükseldiler. Onu tanımayanlar ise baş aşağı gayyalara yuvarlanıp gittiler. Bu yüce ahlâkın tesisi ve bu yüce ahlâka göre bir cemaatin teşkili, Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderiliş gayelerindendir. Onun içindir ki bu ahlâkı tesis etme, bu ahlâkla cemiyetler ve cemaatler teşkil etme, ailelerin manevî yapısını bu ahlâka göre inşa etme, O’nun ümmetinin her bir ferdinin derdi, davası ve ideali olmalıdır.