İçeriğe geç

Fatih, büyük hükümdar, kadının karşısında ayakta duruyordu. “Söyle, iddian nedir?” diyor, Sinan Atik de cevap veriyordu: “Hünkârım bana emir verdi; sütunların başları şöyle olacak diye. Ben emre muhalefet ettim. Kendi mimarlık anlayışıma göre kestim, biçtim, bir şeyler yaptım. O da benim elimi kesti. Bu işin cezası el kesmek midir? El kesmek ise ben buna razıyım, değilse hükümdarın da elinin kesilmesini istiyorum.”Fatih meseleye itiraz etmiyordu. Bu bir menkıbedir, gerçekten mimarın elini kesip kesmediğini tam bilemiyoruz. Menkıbeye göre kadı karar verir. Buna göre mimarın elinden kesildiği kadar Fatih’in de eli kesilecektir! Cellat gelir. Bu sırada Sinan Atik uzaktan manzarayı seyretmektedir. Hak karşısında iki büklüm olan padişahı seyretmektedir. Padişahın eliyle oraya dikilen kâdı’l-kudatın bu mevzudaki hakperestliğini, gözünü budaktan esirgemeyişini seyretmektedir. Ve birden elini kaldırır: “Vallahi, ben bu işin bu kadar ciddi olduğunu bilmiyordum, hükümdara hakkımı helal ettim. Yalnız benim çoluk çocuğumun nafakasını üzerine alsın. Ben yarım elimle bu işi yapamam artık, bu kadarını tekeffül etsin.” der.O sırada Fatih, önceden hazırladığı bir topuzu çıkartır ve kâdı’l-kudâtına göstererek şöyle der; “Vallahi, ben zanlı olarak huzuruna geldim. Burada Allah’ın ahkâmına göre hükmetmeseydin bununla senin cezanı verecektim!” Bunun üzerine Hızır Çelebi de daha önceden hazırladığı bir kılıcı çıkartıp Fatih’e gösterir ve şöyle der: “Vallahi, ben de seni buraya celbederken bunu hazırladım. Eğer benim hükmüme razı olmasaydın bununla senin hakkından gelecektim!” Adalet mekanizması da idare mekanizması da böyle hakperest olmalıdır. Hâkim, karşısına gelen mazlum kim olursa olsun, hakperestlikten ayrılmamalıdır. Yoksa bu enkaz altında onlar da kalacak, nesil de kalacak, bizler de kalacağız. Zira milletleri var eden hakperestliktir, hakka hürmettir.

159