İçeriğe geç

Fatih, kendi camiini yaptırıyor. Cami, mimara tavsiye ettiği ölçüde yapılmıyor. Sütunların başlarından biraz kesiliyor. Bu durum hünkârın canını sıkıyor. Caminin mimarı Sinan Atik’i çağırıyor. Mimar, Osmanlı bünyesinde kendisine imkân verilmiş, hürriyetine kavuşturulmuş azatlı bir köledir. Büyük mimarların yanında iyi yetişmiş ve büyük mimar olmuş, Fatih, camiini yaptırırken de o camiye baş mimar olarak tayin edilmiştir. Fatih, ceza olarak mimarın elinden veya parmağından bir miktar kestiriyor. O da o gün için İstanbul’un ilk şeyhülislamı ve kâdı’l-kudâtı olan Hızır Çelebi’ye müracaat ediyor. “Hükümdarı sana şikâyet ediyorum.” diyor.

İstanbul’u fetheden insan... Çandarlıları, karşısında el pençe divan durduran insan… Zağanoslara söz dinleten, Avrupa’yı titreten insan… Bizans’ı bozguna uğratan insan… Bir azatlı köle tarafından İstanbul’un kâdı’l-kudâtına, başhâkimine şikâyet ediliyor. Başhâkim, Fatih tarafından tayin edilmiş. O da birkaç gün evvel kendisini oraya tayin eden Fatih’e bir celpname yazıyor: “Hakkında caminin mimarı tarafından bir şikâyet vardır. Meseleyi tahkik etme mecburiyetindeyiz. Seni Allah’ın ahkâmına davet ediyorum.” Koca hükümdar iki büklüm geliyor Hızır Çelebi’nin karşısına. Sinan Atik de orada bulunuyor. Dikkatinizi çekerim, Fatih içeriye girdi diye yüce adliye divanında Fatih’e yer vermiyor.Hazreti Ömer de bir zimmî (gayrimüslim) ile yargılanırken yan yana oturmuştu. Kâdı Şurayh, Hazreti Ömer’i muhakeme ederken “Davacının yanına ey müminlerin emiri!” demişti. Kâdı Şurayh, Hazreti Ali’yi muhakeme ederken de “Seni dava edenin yanına dur!” demiş, halifeyi ayakta bekletmişti. Hızır Çelebi de aynı şeyi yapıyordu işte. Bir devlet, bir millet yükselecekti, kaide lazımdı ona. Hak işleyecek, hak hürmet görecek, hakşinaslık hükümferma olacaktı.

158