İçeriğe geç

daima ceza görmüşlerdir, sevap işleyenler ise daima mükafata mazhar olmuşlardır.

İstikamet, hakşinaslık, hakperestlik, müminler için çok mühim hususlardır. Bunların yıkılması, hayat-ı içtimaiyenin (toplumsal hayatın) yıkılması demektir.

İçinde hakkın hürmet görmediği, hak sahiplerine haklarının verilmediği bir topluluk bugün ayakta olsa bile yarın ayaklar altında pâyimaldır, ezilmeye mahkûmdur. Bir topluluğu ayakta tutacak küçüğünden büyüğüne kadar bütün müesseseler, şayet hakperestlik esasına dayanıyorsa, o toplum sağlam temeller üzerine oturmuştur ve o temeller ona istikbal vaat edebilir. O topluluk ileriye matuf bir şeyler yapabilir. Öte yandan şayet bir topluluğun temelleri arasında hakperestlik yoksa hak sahiplerine hakları verilmiyorsa, bu işi yürütecek müesseseler kendilerine düşen vazifeyi yapmıyorsa, fertleri hak karşısında iki büklüm değilse, o toplum bugün var olsa bile yarın onu bekleyen şey mezarlık olacaktır. Şimdiye kadar nice bağ ve bahçe, Cennet gibi yerler nice milletlere mezar olmuştur. Bugün ibret alınsın diye geziliyor.Her millet için aynı şey mukadderdir. Hakperestlik içlerinde yıkıldığı, hakka hürmet kırıldığı, istikamet sarsıldığı, haklı hakkını alamadığı, haksız, haksız olduğu hâlde hak aldığı müddetçe, bugün olmasa dahi, yarın böyle bir topluluk pâyimâl ve derbeder olacaktır.Bir topluluğu ayakta tutmak bazı şartların yerine gelmesine bağlıdır: Aklı başında insanlar, hakka hürmet eder ve istikametten ayrılmazlar. Huzur içinde olmayı düşünen kimseler, huzurun haktan geleceğini düşünür ve o hesapla hareket ederler. İstikamet içinde bulunmaya çalışırlar.Aziz Müslümanlar! Hiç kimse, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beşere getirip hediye ettiği şeyleri hediye etmemiştir. Yeryüzü

155