İçeriğe geç

Sancak kapıda mahzun mahzun dalgalanıyordu. Bu sancak Bizans’a gidecekti… Bu sancak Batı’ya Müslümanlığı götürecekti… Meseleyi çok iyi kavrayan sıddıklar sıddıkı, o büyük insan minbere çıkarak ashâb-ı kirama şöyle seslendi: “Resûl-i Ekrem vefatından evvel Benî Asfer’i fethetmeyi, Batı’ya açılmayı dert edinmişti. Atlarının kişnemesinin, mücahitlerinin haykırışlarının düşmanın sinesinde duyulmasını dert edinmişti. Sancak mahzun mahzun dalgalanıyor. Ben bu orduyu göndermek istiyorum.”“İrtidat hâdiseleri var ey Allah’ın Resûlü’nün halifesi… Dinden dönenler var ey Allah’ın peygamberinin halifesi… Sen bu orduyu göndermesen de burada bıraksan?” diyenlere âdeta kükrüyor ve şöyle diyordu: “Siz bana ne teklif ettiğinizin farkında mısınız? Bu orduyu Resûl-i Ekrem eliyle hazırladı. Vallahi, bilsem ki dağlardan canavarlar gelecek, benim etrafımı saracak, yine de Resûl-i Ekrem’in hazırladığı bu ordu durmayacak, gidecektir.” “Yalnız benim bir isteğim var. Üsame’ye bunu kabul ettirebilirsem bir isteğim var. Rica edeceğim ona Ömer’i bana bağışlasın, yanımda kalsın. Ağır bir yükün altına girdim.”Ve cihanı fethedecek orduyu Medine’nin dışına kadar yaya olarak teşyî edip uğurluyordu. Genç serdar atının üstünde iki büklüm, “Ey Allah’ın peygamberinin halifesi, gel sen bin, ben ineyim!” diyordu. O ise “Bırak da Allah yolunda ayaklarım biraz tozlansın.” buyuruyor ve ekliyordu: “Yalnız senden bir ricam var. Ağır bir yük altına girdim. Ömer gibi bir adama ihtiyacım var. Ben senin askerini senin elinin altından alamam. Eğer sen müsaade edersen Ömer Medine’de kalsın.” Üsame, “Tamam kalsın.” dediği zaman da tekrar ediyor, “Allah aşkına, bunu gönlünden söylüyor musun? Yoksa ben Resûl-i Ekrem’in kumandanına baskı mı yapıyorum?” diyordu. Bu ne derinlikti Allah aşkına!Bu ne saygıydı Allah aşkına!

141