Yirmi üç senenin içine, Allah’ın tevfikiyle, büyük işler sıkıştırmış, hem ateş gibi bir cemaatin meydana gelmesine hem büyük bir ruhun yetişmesine hem de fetihlerin başlatılmasına vesile olmuştu. Binbir işi bir arada Allah’ın tevfik ve inayetiyle yapmıştı. Bu ağır ve yorucu vazife sona ereceği sırada “oğulluğum” dediği Zeyd b. Hârise’nin henüz delikanlı çağındaki oğlu Üsame’yi yanına çağırdı. “Evladım, şimdi seni bir ordunun başına kumandan tayin ederek Benî Asfer’e doğru harbe göndereceğim. Benim gidip de geldiğim, babanın gidip de orada kaldığı, birçok sahabinin şehit olup toprağın bağrına emanet edildiği yere göndereceğim.” buyurdu.Cuma günü ordunun teşkiline karar verildi. Bu orduya Ömer iştirak ediyor… Sa’d b. Ebî Vakkas iştirak ediyor… Saîd b. Zeyd iştirak ediyor… Osman b. Affân iştirak ediyor… Ebû Ubeyde iştirak ediyor… Talha iştirak ediyor… Bu muhteşem ordunun başında genç serdar, 18-20 yaşlarındaki Üsame b. Zeyd b. Hârise vardı. “Seni bu orduya kumandan tayin ettim.” buyuruyor Allah’ın Resûlü. Cemaat arasında bazı kimseler meseleyi serrişte ediyorlardı. Çok hasta ve yerinden kalkamayacak kadar muzdarip olan Resûlullah, başında sımsıkı sarılı sarığıyla minberin kenarına tutuna tutuna cemaatin karşısına çıkıyordu. Ayakta zor durmaktaydı, zira vefatına iki gün kalmıştı. Allah’a hamd ü sena ettikten sonra o hâlde cemaatine şöyle sesleniyordu:“Üsame’yi kumandan tayin etmem hususunda dil uzatıp ayıplayanlar varmış. Vallahi, aynı şeyleri babasını kumandan tayin ettiğimde de yapanlar olmuştu. Allah’a yemin ederim ki o da bu işe layıktır, babası da bu işe layıktı.” Sahabenin içi rahatlamıştı. Ömerlerin de içinde bulunduğu ordu artık yola çıkmıştı. Bıyıkları yeni terleyen genç serdar