İçeriğe geç

sini çağırdığında tenezzül edip ayağına gitmemiş, “Sen onun dünyasını berbat ettin ama o da senin âhiretini berbat etti. O, dünyayı kaybetti ancak sen âhiretini kaybettin.” demişti.

İslam’ın değerlerini müdafaa için seve seve ruhunu feda eden oğlunu şehit olarak Allah’a vermişti. Bu yaşlı ana, dişleri dökülmüş ana, ayağının takati kalmamış ana, dişini sıkmış ve mukavemet etmişti. Bir tohum atmıştı evladını yetiştirme döneminde. Evladına bir şeyler vermişti. Evladı da kendisinden vazife istendiği zaman o vazifeyi rahatlıkla yapıvermişti.

İşte asıl mesele budur.Yine hadis kitaplarında şu vakayı görüyoruz: Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), geçmiş devirlerde yaşamış üç kahramandan söz ederken bunlardan birinin, ana babasına itaat eden kimse olduğundan bahseder. İçinde mahsur kaldıkları mağaradan dışarıya çıkmak için Allah’ın yardımını bekleyen bu üç kişi, sırasıyla yaptıkları iyi bir işi vesile kılarak Allah’a tazarru ve niyazda bulunurlar. Bunlardan birisi, Resûl-i Ekrem’in ifadeleri içinde şöyle der: “Ya Rabbi! Benim anne babam vardı. Ben her gün çalışmaya gider, akşam eve döndüğümde de onlara süt getirirdim. Bir gün eve döndüğümde onları uyumuş buldum. Süt elimde, sabaha kadar karşılarında bekleyiverdim. Onlar uyuyorlardı. Çocuklarım ‘Açız!’ diye ayaklarımın dibinde dolaşıp duruyorlardı ama ben âdetimi bozmamak, evlatlarımı anne babama tercih etmemek için önce çocuklarımın karnını doyurmadım. Onları uyandırmak da içimden gelmedi. Sabah oldu, gözlerini açtılar ve sütlerini verdim. Allah’ım bunu sadece senin için yaptım. Eğer öyleyse şu kaya gidiversin de mağaradan kurtulalım.” Ve bu duanın arkasından kayanın kaydığını ifade eder Allah Resûlü.26Anne ve baba bu duygu ve düşünceyi aşılamışsa çocuk perdedâr gibi sabaha kadar hürmetle onların karşısında bekleyecektir…

112