İçeriğe geç

takip etmeye başlamıştı. Eğer hak cephesinde bu türlü çıkışlar ve mukavemetler olmasaydı, onlar işi tamamen serkeşliğe verecek ve akıllarına gelen her zulmü yapacaklardı. Böyle fedailerin kendilerini kurban etmesi neticesindedir ki, sel gibi akıp gelen bu zulüm bir süre sonra duruluvermişti.Abdullah b. Zübeyr, Emevi zulmüne karşı uzun süre mukavemet etmiş ancak etrafındaki insanlar dağılınca tek başına karşı koyma imkânı kalmamıştı. Hele bir gün, mancınıklardan atılan taşlardan biri sırtına isabet etmiş, yara bere içinde sürüne sürüne anasının yanına gelmişti. Anası; belindeki kuşağını tereddüt etmeden ortadan ikiye bölüp onunla Resûl-i Ekrem’in dağarcığının ağzını bağlayan ve bu sebeple “Zâtu’nnitâkayn” (iki kuşak sahibi) adıyla anılan, Hazreti Ebû Bekir’in büyük kızı Hazreti Esma’ydı. Hazreti Esma, Hicret esnasında Resûl-i Ekrem ve Hazreti Ebû Bekir ile Medine arasında âdeta mekik dokumuştu. Onlara yiyecek içecek götürmüş, arkalarından takip etmiş, müşrikleri oyalamıştı. Birkaç erkeğin yapabileceğini tek başına yapmış büyük bir kadındı. Ebû Bekir’in kızının da böyle olması gerekirdi. Bu büyük kadının yetiştirdiği insanın da Abdullah b. Zübeyr gibi bir mert ve civanmert olması tabiî idi.Yara bere içindeki bu aslan, anasının karşısına çıkıp da etrafındakilerin dağıldığını, yalnız kaldığını söyleyince o mübarek ana kaşlarını çatmış, onu azarlamış ve: “Utanmıyor musun, Kâbe’yi müdafaayı bırakıp da bir çocuk gibi karşıma geliyorsun!” demişti. Ardından sütünü ona haram edeceğini söylemişti. O da zaten bu duygu ve düşüncelerle doluydu. Âdeta hâl ve tavrıyla, “Ana, ben senin duygu ve düşüncelerini ölçmeye geldim. Damarlarında Ebû Bekir’den kan var mı? Onu anlamaya geldim. Ben ölüme gidiyorum ama dayanacak mısın?” diyordu.Ve Abdullah b. Zübeyr gitmiş, şehit olana kadar savaşmıştı. Mübarek cesedini bir darağacına astılar. Anası Hazreti Esma her gün girip çıkarken darağacında sallanan oğlunu görüyor, artık ne zaman gömecekler oğlumu, diyordu. Haccac, kendi-

111