O kadar mesut olmuş, bu beşaret karşısında o kadar sevinmiştim ki…Ah evladım! Keşke o dakikada ölseydim. Hayatımın bu devresinde Resûl-i Ekrem başımızdaydı. İçimizi O’na açıyorduk. Fetih orduları içinde gidecek olursak her emri bizzat O’ndan alıyorduk. Bizim için huzurlu bir dönem başlamıştı. Bu dönem Cennetlere tercih edeceğimiz bir dönemdi. Aradan aylar geçti, yıllar geçti. O, aramızdan çekip gitti. Her şeyde bir muğlaklık, bir belirsizlik meydana geldi. Artık her şeyi olduğu gibi göremiyorduk. Her şeyde bir bulanıklık müşahede ediyorduk.Bu dönemde bilmeyerek bazı hâdiselerin içine girdik. Siyaset dedik… İdare dedik… Doğruyla yanlışın birbirine karıştığı muğlak bir kısım hâdiselerin içine dalıverdik. Şu anda hâlimin ne olduğunu, nerede bulunduğumu bilemiyorum oğlum!Resûlullah’tan ne kadar uzaklaştım?Cennet’e liyakatten ne kadar uzaklaştım?Allah’tan ne kadar uzaklaştım?”Son sözlerini söyleyemedi ve yine oğlundan gözyaşlarını gizlemek için arkasına döndü. Öbür tarafa, öldükten sonra dirilmeye harfiyen inanmış olmanın verdiği hassasiyetle muhasebesini yaptıktan sonra son soluklarını da yastığa yükleyiverdi. Ve Mele-i A’lâ’ya yükseliverdi. Cenab-ı Hak öyle temiz bir akıbeti cümlemize nasip eylesin. Muhterem mümin!Herkes, yaşadığı hayatta, bilemediği girizgâhlarda ne durumda olduğunu merak ediyor. Bizler de nerede durduğumuzu merak ettik mi hiç?Allah’la aramızda olan mesafe bakımından nerede olduğumuzu merak ettik mi hiç? Resûl-i Ekrem’le aramızda olan mesafe bakımından nerede olduğumuzu merak ettik mi hiç?