öldürürsünüz belki de ben sizi haklarım ama elinize bir şey geçmez. Gelin, benim yakamı bırakın. Ben Medine’ye, Resûl-i Ekrem’e gidiyorum ama isterseniz servetim falan yerdedir, altınlarımı filan yerde sakladım. Gidin alın onları, beni bırakın.”Müşrikler böyle bir teklife sıcak baktılar ve Süheyb’in yakasını bıraktılar. Süheyb, koşa koşa Kuba’ya geldi. Kendi kendine söz vermiş; Medine’ye Resûl-i Ekrem’le beraber gireceğim, demişti. Bu yüzden Kuba’da Allah Resûlü’ne yetişince çok sevindi. Allah Resûlü, daha o yanına yaklaşırken şöyle buyurdu: “Rabiha’l-bey’ yâ ebâ Yahyâ” “Çok kârlı bir ticaret yaptın! Ticaretin mutlu ve bereketli olsun ey Ebû Yahya.” Malını mülkünü verdin, ancak âhireti aldın. Malını mülkünü verdin, ancak Resûlullah’a kavuştun. Malını mülkünü verdin, ama karşılığında Allah’ın hoşnutluğunu kazandın. “Rabiha’lbey’ yâ ebâ Yahyâ!”
İşte gerçek Mümin, dünyada böyle bir ticaret yoluna koyuluyor.
َاِنَّ اهللَ اشْ تَرٰ ى مِنَ الْمُؤْ مِن۪ينَ اَنْـفُسَ هُمْ وَ اَمْوَ الَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّـة
O, Cennet karşılığında malını ve canını veriyor… Seve seve ölüme âmâde hâle geliyor… Resûlullah’ın bu hasbî cemaati tereddütsüz, gözünü kırpmadan çoluk-çocuğunu Mekke’de bırakacak, malının yerini müşriklere söyleyecek, gidip de söylediği yerde altın ve gümüş hazinelerini bulunca doğru söylemiş diye onları dahi gıptaya ve hayrete sevk edecek Süheyb b. Sinan.Dünyanın üzerine, beşerî kaprislerinin üzerine, şahsî hislerinin üzerine, şahsî refah ve saadeti adına her şeyi terk etmek suretiyle, rahmetin pak dâmenine dudaklarını yapıştırıyor, “Madde adına her şeyi bıraktım ama Allah’ım Sen varsın ya!” diyerek Allah’a vâsıl oluyor.Süheyb, öyle yüce bir noktaya ulaşıyor ki bu, manevî terakkide bir doruk noktasıdır. Sinesinden hançeri yiyen Hazreti