İçeriğe geç

açılsın da içeriye girsin. Bu da tıpkı onun gibi başka bir şeyi aramak için oraya gelen Yasir’in oğlu Ammâr idi. Hürriyete kavuşmuş bir esir ve başka bir esirin oğlu, İbn Erkam’ın kapısının önünde yüz yüze gelince birbirlerine niçin burada olduklarını sordular. Kinle bilenen, sinesi gayzla dolup taşan kişiler haberdar olabilir endişesiyle neden sonra birbirlerine açılabildiler. Her ikisi de aynı şeyi düşünmüştü: “Şöyle bir içeri girmeyi düşünmüştüm… Girip de şu adam ne konuşuyor bir dinleyeyim!” Ve iki kardeş, esarette iki yoldaş Nebiler Nebisi’nin yanına girdiler… Huzurda doldular. Bundan sonra bir daha o huzuru hiç terk etmediler. Yepyeni bir hayatın erkân ve prensiplerine muttali olmak için bu dershanede dersleri sıklaştırdılar ve sık sık Allah Resûlü’nü ziyaret ettiler.Çile, ızdırap, işkence… Hiçbir şey onları yollarından çeviremedi. Nihayet hicret emri gelip de herkes birer ikişer Medine’ye göç etti. Süheyb göç etmemekte ısrar ediyordu. “Resûl-i Ekrem, Ebû Bekir, ben, üçümüz beraber gideceğiz.” diyordu. Resûl-i Ekrem herkese izin vermişti ve gidebilenler de gitmişti. Fakat Süheyb sonuna kadar Peygamberimiz’in yanında kalmayı tercih etti.Zeki insandı, Rumların içinde ticareti öğrenmiş, Mekke’de kısa zamanda epey para da kazanmıştı. Malı mülkü, altınları vardı. Resûl-i Ekrem’le beraber Medine’ye gidecekti. Bu arada her şeyini saklamış, muhafaza etmişti. Süheyb, henüz Mekke-i Mükerreme’den ayrılamamıştı. Nihayet bir fırsatını buldu, atına atladı ve Medine’ye doğru azm-i râh etti (yola çıktı). Onun Mekke’den ayrıldığını gören müşrikler hemen takibe koyuldular. Müşriklerin yaklaştıklarını görünce Süheyb, sadağına elini attı, okunu hazırladı ve şöyle dedi: “Biliyorsunuz ki attığım ok yerini bulur. Allah’a yemin ederim ki sadağımdaki oklar bitene kadar size teslim olma niyetinde değilim. Oklar bitince de kılıcımı çekerim. Belki beni

84