insanın, feda ettiği şeyleri öbür âlemde bâki surette alacağına işaret etmektedir.
İnsan, inandığı şeye bel bağladığı, gönül verdiği nispette, ruhuna kadar seve seve her şeyini feda eder. Onun için vatanperverlik, milletseverlik gibi bütün faziletlerin temelinde Allah’a ve âhirete iman yattığı nispette o iş devamlı olmuş, hasbî olmuş ve fazilet dairesi içinde cereyan etmiştir. Her yüce hissin, her meziyetin temelinde Allah’a ve âhirete iman yattığı gibi, milliyetperverliğin, vatanseverliğin temelinde de bu fazilet hissi yatmaktadır. Allah’a gönül verildiği nispette… Ölüp de dirildikten sonra orada iyi-kötü her şeyin hesabını vermeye bel bağlanıldıktan sonra her şey fazilet çerçevesi içinde cereyan edecektir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), gayret ve himmetini bu hususa teksif buyurmuş, yetiştirmek istediği cemaatin himmetini de bu noktada toplamış, onlara bu büyük dersi vermiş, diğer dersleri tâli saymıştı. Bir cemaatin, böylesine sağlam bir mana yapısına sahip olursa halledemeyeceği mesele yoktur. Milletinin refah ve saadeti için kafa ve karın sancısı çeken fertlerin halledemeyecekleri bir mesele yoktur. Uhrevî meseleler bir tarafta dururken dünyevî menfaatleri aşamamış, dünya ve madde karşısında dize gelmiş insanlar ise hiçbir meseleyi halledemezler. Unutmayalım ki fazilet, iyilik hisleriyle dolup taşan, kalbi imanla dolu bulunan bir avuç insan… Atında eyeri olmayan, atının başında zimam taşımayan, kılıcında kını bulunmayan, baldırı çıplak bir avuç insan, insanlığın kaderi üzerinde rol oynamış, beşerin makûs talihini değiştirmiştir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmıştır. Onların bağı-bahçesi yoktu… Onların hanı-hamamı yoktu… Onların fabrikası, atı-arabası yoktu… Onların kalbi imanla doluydu. Hissiyatları âhirete müteveccihti. Sıkı bir rabıtaları vardı Allah’la. En büyük müşküller, çözülmesine imkân ve