İçeriğe geç

Bilal-i Habeşî’nin ömrünün sonlarına doğru Hazreti Ömer Şam’a gelmişti. Artık yaşlanmış, beli bükülmüş olan Bilal’den son bir kere daha ezan okumasını rica etti. “Şu coşkun Habeşli bir ezan okuyuversin, Resûl-i Ekrem’i bir kere daha hatırlayalım.” diyordu. Nitekim Hazreti Ömer’in de vefatına, dostuna kavuşmasına az bir zaman kalmıştı. Onun için diyar-ı İslam’ı geziyordu. Bilal, Allah Resûlü’nün halifesinin bu içten arzusunu reddedemedi. Derken birdenbire Şam’ın yüksek bir kubbesinin başından göklere doğru bir sesin yükseldiği duyuldu. Bu, beş-on sene evvel Medine’de sık sık yankılanan bir sesti. Yataktan fırlayan, yorganını atan, kapıyı çarpan dışarıya koşuyordu. Olur mu olurdu! Bilal ezan okuyordu… Acaba Resûl-i Ekrem mi dirilmişti!Ömer (radıyallahu anh), hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ashap hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gönüller yeniden heyecanlanmış, müminler duygulanmış, Allah huzurunda olma havası içinde kendilerinden geçmişlerdi. Bu, Bilal’in, Resûl-i Ekrem’den sonra ilk ve son ezanı oldu. Ağlayanlar ağladı, gözyaşları âdeta sel oldu. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali cihana geldiler, çok ağlayıp az güldüler veya hiç gülmediler. Ulvi bir âleme göçtüler. Sizler de önüne geçemeyeceğiniz bir kuvvet tarafından o âleme çekilmektesiniz. Onların gittikleri sofranın başına ister istemez gideceksiniz. Ayağınızda pranga, boynunuzda tasma ile gitmemeye çalışın. Allah’ın davetine güzellikle icabet edin. Unutmayınız ki döktüğünüz ter, akıttığınız gözyaşı, duyduğunuz heyecan öbür âlemde uhrevî nimetler olarak size takdim edilecektir. Öyle bir yola girin ki çalışma ve gayretiniz boşa gitmesin. Öyle bir mücadele verin ki o mücadelede hiçbir şey kaybetmiş olmayasınız. Aksine kaybettiğiniz şeylerin binlerce kat fazlasını kazanasınız.

16