İçeriğe geç

sürüklendiği her kum tanesi, sırtına konan her taş parçası ondan tek bir ses duyuyordu; “Ehad, ehad” (Bir teksin Allah’ım!)Ve bir gün Bedir harbi cereyan etti: Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), o güne kadar karşısında daima hasım vaziyetinde bulunmuş düşmanlarına müthiş bir darbe indireceği Bedir harbi… Hazreti Bilal de Bedir harbine iştirak etmişti. Bir aralık Bilal’in gözü Ümeyye b. Halef’e ilişince;

َُرَأْسُ الْكُفْرِ الَ نَجَوْ تُ إِنْ نَجَا أُمَيَّة

“İşte küfrün başı! Şayet Ümeyye kurtulursa ben kurtulmuş sayılmam.”1dedi. Bunun manası şuydu: “Eğer o, bugün buradan Mekke’ye sağ dönerse ben kurtulamam, Allah bana bunun hesabını sorar. Onun canına okumak bana düşüyor.” Savaş esnasında Ümeyye’nin kulağına en son senelerce evvel duyduğu tanıdık bir ses ilişti. Bu sesin sahibi eski kölesi, şu kıvırcık saçlı Bilal’den başkası değildi. Bilal’i karşısına dikilmiş görünce büyük bir dehşete düştü.Evet, bir ses duyuyordu, kulaklarını çınlatacak bir ses, tanıdık bir ses… Bu sesi, Mekke’nin vadisinde, sokaklarında çok duymuştu... “Ehad, ehad” derken hatırlıyordu. Birkaç dakika sonra da bu eski kölesinin kılıç darbeleri altında yere yıkıldı. Bilal, Bedir’in aslanı olmuştu. Allah Resûlü’nün huzuruna gönlü inşiraha kavuşmuş (rahatlamış) olarak dönüyordu. O’nun tek duygusu, tek düşüncesi mutlu bir akıbet elde etmek ve âhireti kazanmaktı. Allah Resûlü henüz hayattayken bütün gazalara iştirak etti. Bedir demedi, Uhud demedi, Hendek demedi, Yermuk demedi, düşmanla yaka paça olunan bütün mekânlarda hazır bulundu. Tevazuundan hiç taviz vermemiş, yaşadığı o küçük kulübesini terk etmemişti. Öyle basit bir hayat yaşıyordu. Duyguları o kadar duruydu ki hem kendisine hem de kardeşine kız

14