Niçin bunları yapar insan? Çünkü inanır ki burada kaybettiği şeylerin karşılığında ötede daha büyüklerini alacak, böylesi bir alışveriş kendisi için çok kârlı olacaktır. O katiyen bilir ve inanır ki burada kaybettiği her şey bâki bir surette öbür âlemde kendisine verilecektir. Apaydın bir mazi, yıldız yıldız mefahir bu inanç üzerinde kurulmuş, bu inanç üzerinde gelişmiştir. Seve seve kendilerini ölümün kucağına atanlar; dünyayı hakir gören, onun ötesinde bir şeyler arayan insanlardır. Dünyayı elinin tersiyle rahatlıkla itebilen insan, ondan daha değerli bir şeyin peşine düşmüştür. Binaenaleyh bir mümin, âhirete inandığı için hayatı ve hayata ait bütün lezzetleri rahatlıkla terk edip zorlu bir hayatı tercih edebilir, tahammül sınırlarını zorlayacak meşakkatlere rahatlıkla katlanabilir. Çünkü bütün bunların ötesinde, Allah’ın huzurunda hakiki huzura, hakiki saadete erecek ve ebediyen mesut olacaktır.
İşte gerçekten inanmış, büyük bir davaya gönül vermiş ve seve seve onun yoluna baş koymuş hakiki Hazret-i Muhammed ümmeti ile O’nun arkasında takliden duranların farkı bu noktada ortaya çıkar. Bu itibarla bu iki cemaat birbirinden ayrılır. Hakikaten büyük bir davaya baş koymuş, ölüme tebessüm ederek gidebilen bir cemaatle hayatın şartları altında mağlup olmuş, gönlünü dünyaya kaptırmış ve onun karşısında eziklik hisseden bir cemaat birbirinden büsbütün farklıdır. Yeryüzünde yeniden bir ihya, ölü gönüllerin yeniden hayata kavuşturulması, sönmüş hislerin, kaybedilen heyecanların yeniden elde edilmesi düşünülüyorsa yeniden dine dönülmesi ve yeniden dine ait meselelerin ele alınması gerekir. Muhterem Müslümanlar!Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi cemaatini bu anlayış içinde yetiştirdi. Bu anlayış içinde yetişen cemaat de dünyanın kaderini değiştirdi. Yıkılması gereken köhneleşmiş ümranları yıktı; yapılması gerekenleri ise yeniden