Neslin korunması, bir milletin varlığını sürdürmesinin en birinci teminatıdır. Onu koruyamayan bir millet, er-geç yıkılmaya mahkûmdur. Nesle en büyük darbe fuhuştan gelmektedir. Onun içindir ki Kur’ân, fuhşa giden yolları keser ve “Gizli-açık hiçbir fuhşa yaklaşmayın!”6 buyurur.
Fuhuş, bir insanın kendisini gayri meşru zevk ve lezzetlere kaptırması demektir. Yoksa insanın meşru dairede dünyevî zevklerden istifadesi fuhuş değildir. Meşru dairedeki lezzetler ise keyfe kâfidir, o hususta harama girmeye lüzum ve ihtiyaç yoktur.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için, peygamberliğinden önce bile, ne fuhşa dair bir söz söyledi ne de fuhşun semtine sokuldu denilmektedir. Evet, her peygamberde olduğu gibi, bir nebi olarak O’nda da ismet sıfatı vardır. İsmet, harama girmeme değil, harama girmeyi aklından bile geçirmeme demektir.
Eğer Efendimiz’de (sallallâhu aleyhi ve sellem) günahlardan biri bir kerecik görülseydi, O’nu her fırsatta çürütmeyi planlayan hasımları O’ndaki bu hususu çok iyi değerlendirecek ve sürekli serrişte edeceklerdi.
O’na çeşitli iftiralar atılmış; şair denmiş, kâhin denmiş, ama herhangi bir günah isnadıyla iftira atılamamıştır. Zira böyle bir iftiranın inandırıcı olamayacağını herkes biliyordu.
Evet O, öyle bir edep âbidesiydi ki, değil fuhşa girmek, fuhşun sözle ifadesi dahi ömrü boyunca O’nun dudaklarına misafir olmamıştı. Hatta birisinden bir başkasına dair kötü bir söz işitilse, ilk reaksiyon O’ndan gelirdi…
Misal mi istiyorsunuz? Bir gün Yahudiler gelip O’na, “Sana ölüm!” mânâsına اَلسَّامُ عَلَيْكُمْ demişlerdi. Âişe Validemiz bu münasebetsiz sözün mânâsını anladığı için onlara, وَعَلَيْكُمُ السَّامُ “Size de ölüm!” karşılığını vermişti.
Dipnotlar
- 6 En’âm sûresi, 6/151.