İçeriğe geç

Dünyada olup biten hâdiseleri anlayıp değerlendirmek bir yana, bunlar arasında doğrudan doğruya bizi alâkadar edenleri dahi tam sezip kavrayamadık. Sezip kavramak şöyle dursun, elli defa hasım bir dünyanın kin, nefret ve zulüm paletleri altında preslendikten sonra bile, çoğumuz itibarıyla, bir “Lâ havle!…” çekip etrafa bakmadan yolumuza devam ettik. Bari devam ettiğimiz yol, yürünebilen bir yol olsaydı…

Bizim safdil, âlemin de hokkabaz oluşu sebebiyle milletimiz, yıllar ve yıllar boyu hep, bir türlü sonu gelmeyen bu tarihî tekerrürler turnikesinde döndü durdu. Zirvedekilerin milleti sevk ve idare adına şahsiyetli ve millî ruh kaynaklı bir politika belirleyecekleri güne kadar da bizim uyurgezerliğimiz, düşmanlarımızın da sinsi oyunları, gizli işgalleri ve İslâm ülkelerini içten içe fethetmeleri devam edeceğe benzer.

Bugün yeryüzünün büyük bir bölümünde söz mütegalliplerde bitiyor; gücü temsil edenler zayıfa hakk-ı hayat tanımıyor. Her yerde zorbalık ve kabadayılık alkışlanıyor. Her insanı insan kabul edip onun hukukuna saygılı olmak ise, aptallık ve sünepelik sayılıyor.

Süper güç ve devletlerin politikaları, hemen her zaman zayıf ve güçsüzleri istismar etme, sömürme istikametinde işliyor. Kılıfını bulduktan sonra çalıp-çırpma, yiyip-yutma, hatta can çekişenlerin sırtında hakk-ı temettü arama akıllılık; buna karşılık haram-helâl düşüncesi, hakka-hukuka riayet gayreti ve insanî değerlere saygılı kalma azim ve niyeti de aptallık kabul ediliyor.

Böylesine olabildiğine kör, sağır ve kalbsizce gidişe “Dur!” diyebilmek için bugünü ve yarını aynı anda görecek kadar basiretli, çevresinde olup-biten şeyleri sezip anlayacak, anlayıp değerlendirebilecek kadar firasetli ve düşmanlarının fikrî, hissî, ahlâkî hulûl ve nüfuz yollarını sezebilecek kadar da şuurlu insanlara ihtiyaç var.

138