İçeriğe geç

Bir Neron’u, Napolyon’u veya Hitler’i düşünün, bir de arkalarında bıraktıklarına bakın! Zannediyorum, alev alev yanan bir Roma, kan seylâplarıyla inleyen yeni bir Avrupa ve Asya görüp ürpereceksiniz. Bütün bunlar, iman ve ihsan ruhundan mahrum kimselerin dünya adına dünyayı fethetme gayretiyle sebebiyet verdikleri şeametler ve uğursuzluklardır.

Hayat, bir bakıma baştan başa çalışma, gayret ve mücadele demektir. Çalışmak için güce, gayret için ümide ve mücahede için de maddî ve mânevî hazırlıklı olmaya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı hesaba katmayanlar dökülür yollarda kalırlar veya bir gölge gibi hep başkalarını takip eder dururlar.

Her iki hâlde de böyleleri hep zelil, derbeder ve tutarsızdırlar. Ara sıra yalancı bir saadet elde edip, onunla aydınlığa ermiş gibi görünseler de, hemen her zaman zillet ve sefalet içindedirler. Bunlar çok yüksek saray ve malikanelere, deste deste para ve külçe külçe altınlara sahip olsalar da yine sefil, yine dilencidirler.

Altın ve gümüş, özüyle bütünleşmiş ve iman ile itminana ermiş yüksek ruhlar için iyi birer hizmetkâr ise de, kendini idrak edememiş tali’sizler için çok zalim ve zararlı birer tasma ve bukağı sayılırlar.

Ama ne gariptir ki, ekseriyet itibarıyla insanlar, kolay ve rahatlıkla elde edilebilen zevklerin kucağına atılmakla; gayret ve samimiyet isteyen, meşakkat ve zorluklarla kazanılan büyük ve sürekli nimetlere karşı hep alâkasız kalmışlardır. Böyleleri daima yokuş aşağı bir hayat arzulamış, hemencecik elde edilebilecek ucuzluklara takılmış ve kolaylıkla ulaşılamayacak, uzak ve âlî şeylere karşı ise müstenkif davranmışlardır. Bu yüzden de böylelerinin hayatları hep anlaşılmaz iniş ve çıkışlar içinde cereyan etmiştir/etmektedir.

24