İçeriğe geç

Yer, gökler ötesinden gelen merhamet mesajlarıyla düzene kavuşmuş, sema onunla tesviye görmüştür. Makro âlemden mikro âleme kadar her şey, hayranlık uyaran bu âhenge ve çelik çavak işleyişe merhamet sayesinde ermiştir.

Bu hareket ve işleyişte, her şeyin ebedî var oluşta kazanacağı hâl ve alacağı durumun provası yapılmaktadır. Bütün varlıklar bu istikamette bir çırpınış içindedir. Her çırpınışta nizam ve intizam nümâyân, her sıçrayışta merhamet şulefeşândır. Titreyen havanın letafetinde, raks eden suların kıvranışında, burnumuzun dibine ve ayağımızın ucuna kadar gelen bu dâsitânî rahmeti görmemek mümkün mü?

Bulut, merhametten kanatlarıyla başımızın üstünde dolaşır durur. Yağmur, kemer kuşanmış süvari gibi, onun döl yatağından kopup imdadımıza gelir. Yıldırımla şimşekler bin bir tarraka ile o gizli rahmetten muştular getirir… Ve âlem, her şeyiyle Rahmeti Sonsuz adına bir gazelhân olur.

Karalar, denizler, ağaçlar, otlar, her biri yüz yüze ve diz dize ayrı ayrı söz ve nağmeleriyle merhamet türküsü söyler durur.

Şu solucana bakın! Ayaklar altında ve kendi hesabına alabildiğince merhamete muhtaç… Ama o, bu hâliyle pek çok şeye merhamet etme yolunda yorgunluk bilmeyen bir yolcudur: Şefkatli toprak ona bağrını açar. O da, bu sıcak kucağın her parçasına yüzlerce döl bırakır. Toprak ana bununla havalanır, bununla kabarır ve her yanıyla pişer ve olgunlaşır. Toprak solucana, solucan da toprağa rahmet…

Ya gübre olsun diye otu, kökü yakan nâdânlara ne demeli? Zavallı insan! Hem toprağa hem de solucana merhametsizlik ettiğinin farkında bile değil!..

11