İçeriğe geç

Bir günahkâr kadının, susuzluktan kıvranan zavallı bir köpeğe merhamet edip su içirdiği için Cennetlere yükseldiğini5 ve evindeki kediyi aç bırakıp, ölümüne sebebiyet veren bir başkasının ise, yıkılıp tamuya (Cehennem’e) gittiğini6 En Doğru Sözlü’den öğreniyoruz.

“Merhamet edin ki, merhamete mazhar olasınız!”7 sözleri de yine Söz Sultanı’na ait… Bu itibarladır ki, yerde merhamet eden bir ele, gökler ötesi âlemlerden hep merhamet muştusu gelir.

Bu sırrı kavrayan atalarımız, her yerde bin bir merhamet ocağı tüttürdüler. İnsanları da aşarak, hayvanları koruma ve himaye etme vakıfları tesis ettiler. Bu, onlardaki derin merhamet anlayışının bir ruh hâline gelmesinden başka bir şey değildi…

Ayağı kırılmış bir kuş, kanadı sakatlanmış bir leylek, kim bilir hangi merhamet erini ta ciğerinden vurdu ki, menziline varamamış garip kuşlar için, huzurevi yapar gibi, onlara hayvanî barınaklar yapma fikrini ilham etti.

Ah, keşke onların hayvanlara merhamet ettiği kadar, biz de insanlara karşı merhametli olabilseydik!

Heyhât! Kendimize merhamet etmediğimiz gibi, genç nesilleri de anlaşılmaz bir umursamazlık ve merhametsizlikle mahvettik.

Evet, şu bin bir boğucu hâdisenin ve artık içinde durulmaz hâle gelen içtimaî atmosferin gerçek müsebbipleri bizleriz; ettik, bulduk ve buluyoruz.

Bir de, merhamet duygusunun ölçüsüz kullanılması ve suiistimal edilmesi vardır ki, o da merhametsizlik kadar, belki daha fazla tehlikeli ve zararlıdır. Yerinde kullanılan merhamet bir âb-ı hayat, bir iksir ise, onun suiistimal edilmesi de bir zehir, bir zakkumdur. Bence asıl olan da, bu iki husus karşısında dengeyi korumaktır.

13