İçeriğe geç

Artık bu noktada şu sibak ve siyaka göre yeniden münasebetler kurup kelimeler arasında şu bağ var, bu bağ var demeye hiç lüzum yok. Zira sadedinde bulunduğumuz âyetin arkasından صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ “Sağır, dilsiz ve kördürler onlar.. onun için dönemezler.” (Bakara sûresi, 2/18) âyeti gelmektedir. Evet âyet, mürekkeb bir teşbih içinde bir bakıma onların zulmanî ve acınacak hâlde olmalarına rağmen acınma hakkını da yitiren densizlerin durumuna düştüklerini öyle bir resmetmektedir ki, hayalen yanlarına gittiğinizde körebe oynar gibi gözlerinin kapalı, kulaklarının duymaz olduğunu, pür-heyecan birkaç söz söylemeye çalıştıkları hâlde bir türlü maksatlarını ifade edemediklerini ve geldikleri yere dönmeyi düşündükleri hâlde onu da asla beceremediklerini müşâhede eder gibi olursunuz. Evet, âyet bunu bütün canlılığıyla ifade etmektedir. Körebe oyunu, ne yaptığını, nereye gideceğini bilememe, hesapsız hareket etme, davranışlarda plâna itimat etmeme hâlini ifade eder ki, her hâlde bu hususu anlatmak için çok uygun bir deyimdir.

Evet, Kur’ân-ı Kerim صُمٌّ “Onlar hepsi sağırdırlar”, بُكْمٌ “dilsizdirler”, عُمْيٌ “kördürler” ve لَا يَرْجِعُونَ “dönemezler”, başta iradeleriyle dışarıya çıktıktan sonra aslî fıtratlarına, geçmiş dinlerine, ümit ettikleri o peygamberin zuhur edeceği beklenti âlemine artık bir daha geriye dönemezler demektedir. Zira onlar her türlü imkânlarını kaybetmişlerdir.

362