İçeriğe geç

Onların cinnet derecesine gelmiş o kahreden psikolojileriyle doğrudan doğruya Allah’a karşı harp ilan etmelerini anlamak için şöyle bir misal verilebilir. Mesela, birisinin gönül verip maddî-mânevî mutluluk, refah ve ikbalini kendisine bağladığı ve beklentilere girdiği birisini düşünün. Bu çok sevdiği insan ona maddî-mânevî refah ve saadet vaadi adına açık durmakla beraber, o onda, ümniyeleri istikametinde beklediğini bulamıyor ve iç inkisarlar yaşıyor. Hatta daha da hezeyana girerek o çok seviyor gibi göründüğü zata karşı küsüyor, kırılıyor ve tavrını sorgulamaya kalkıyor.

İşte böyle bir ruh hâletiyle doludizgin giderken beklenmedik korkunç bir gayz içine giriyor. Bu durum nefretle soluklanma ve bütün bütün dengesini kaybetme hâlidir ki, o zaman böyle birinde artık ne akıl ne mantık ne fikir ne tahattur ne de tezekkür kalır. İşte bu bir hastalıktır ve bu ruhî maraz onlarda, doğruyu eğri görme hâlini hâsıl etmiştir ki, gayrı böylelerinin fıtrat-ı selimeleri bozulmuş, hayvanî yanları hükmetmeye başlamış demektir. Böyle bir ruh hâleti içinde bulunan birisi ise –hâşâ!– Allah’ı (celle celâluhu) bile sorgular hâle gelir. Onun için âyetteki يُخَادِعُونَ اللّٰهَ ifadesini, onların, doğrudan doğruya, tevile, tefsire sapmadan, bizzat Allah’a karşı harp ilan ettikleri şeklinde anlamak mümkündür. Bunu tam bir maddecilik mülâhazasıyla ele alacak olursak, muhâdaanın müfâale babından Allah’a karşı nasıl bir ilan-ı harp anlamına geldiğini görürüz.

244