Evet mü’min, hüsnüzannında yer yer aldanabilir fakat ondaki bu aldanma daimi değildir. Öyleyse, âyette anlatıldığı gibi mü’minin karşısına bazen “Biz ıslahçılarız.” diye çıkan kimseler olabilir. Bunlar içtimaî, siyasî, iktisadî, kültürel ve ilmî açıdan ıslah adına yaptıkları bütün değiştirme, dönüştürme ve inkılaplarında bize hüsnüniyetli görünebilir, biz de buna aldanabiliriz; ancak baştan bu yana sıralanan türlü türlü denî sıfatlar ile muttasıf olan bir gürûhu gördüğümüz zaman dikkatli olmamızı da yine Kur’ân salıklamaktadır. Böylelerinin mâzideki sergüzeşt-i hayatlarını dikkate alıp, tezekkür etmek ve onlarla alâkalı geleceğe de o nazarla bakmak en doğrusudur.
Evet, mutlaka aldanmamaya dikkat etmelidir; dikkat etmeli ve “İman ettik.” dedikleri hâlde iman etmeyen, muhâdaasını Allah’a kadar götüren; “Yeryüzünde fesat çıkarmayın!” dendiğinde de fesadı insanlara sulh gibi gösteren, ifsada sulh-u umumi diyebilen ve sonra da hiçbir şey yapmamış gibi kendilerini ıslahçı olarak anlatan bir gürûhun varlığı da göz ardı edilmemelidir.
İşte Kur’ân bize: “Bu kadar karışık bir zümreyi gördüğünüz zaman çok dikkatli olun!” mülâhazasını أَلَۤا ile ifade ettikten sonra, onların gerçek karakterlerine dikkatleri çekme sadedinde: إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ “Onlar fesatçıların ta kendileridir.” buyurarak onları herhangi birinin anlatmasına göre değil de kendi davranışları içinde anlamalısınız diyor.