İçeriğe geç

Bu itibarla da burada imanın dört esas rüknünün anlatıldığı görülmektedir. Zaten bütün peygamberlerin peygamberliklerinde esas olan hususlar da bunlardır. Yani ubûdiyetimiz içinde Cenab-ı Hakk’ın rubûbiyetini, rubûbiyeti içinde tevhidini ve tevhidde de ulûhiyetini hatırlayıp ibadet ve ubûdiyette bulunmaktır.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ “Kasem olsun biz her ümmet içinde bir peygamber gönderdik. Onlara şu esasları tebliğ etsinler diye: Allah’a ibadet edin, ubûdiyette bulunun, (O’na serfürû edin ve) bütün tağutlardan, (fikrinizde, hayalinizde ilâhlaştırdığınız her şeyden) içtinap edin.” (Nahl sûresi, 16/36) âyetinde peygamberlerin esas davası olan bu husus hatırlatılarak bu esaslara dikkat çekilmektedir. Bunun gibi, يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلٰهٍ غَيْرُهُ “Ey kavmim! Allah’a kul olun ki sizin başka bir ilâhınız yoktur.” ifadeleriyle bütün peygamberlerin mesajının bu olduğu üzerinde durulmaktadır. Evet, her peygamberin dava-yı nübüvvetini ilan ve tebliğde ilk söylediği hakikat hep bu olmuştur.[1] Mesela bu verdiğimiz âyette bir tek cümle içinde: Bizim ubûdiyette Allah’ı birlememizi, yani sadece O’na kulluk yapmamızı, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ misakına sadakatimizi ve mabûdiyeti O’na tahsisimizle tevhid-i ulûhiyetimizi; Rabbülalemin’e ahd ü peymânımızın ifadesi olarak bizi terbiye eden, terbiyecimiz bulunan O Mâbud-u Mutlak’ı rubûbiyet dairesinde de tevhid etmemizi yani bütün tasarrufun O’na ait olduğunu, O’nun ortağa, yardımcıya, eşe, menende ihtiyacı olmadığını ve bütün bu hususların sibakla münasebetini görüyor ve هَذَا كَلاَمُ اللّٰهِ diyoruz.

[1] A’râf sûresi, 7/59, 65, 73, 85; Hûd sûresi, 11/50, 61, 84; Mü’minûn sûresi, 23/23, 32.

424