İçeriğe geç

acımanız, akrabalık bağına hürmetiniz yok mu ki, böyle pek çok yönden kardeşiniz olan bir mazlumun manevî şahsiyetini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki dişinizle divane gibi kendi uzvunuzu ısırıyorsunuz?”

Altıncısı, مَيْتًا ifadesiyle der ki: “Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir haldeki kardeşinizin etini yemek gibi en tiksindirici bir işi yapıyorsunuz?”

Demek şu ayetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delil oluşuyla, kınama, ayıplama ve gıybet aklen, kalben, insanlık yönünden, vicdanen, yaradılış ve aynı millî kök ve değerlere sahip olma bakımından kınanmıştır. İşte bak, şu ayet nasıl veciz bir şekilde altı mertebede, kınamayı kınamakla mucizevî bir surette, altı derecede insanı o günahtan şiddetle sakındırır.

Gıybet, düşmanlık besleyenlerin, haset edenlerin ve inatçıların en çok kullandığı alçak bir silahtır. Şeref ve haysiyet sahibi olan, bu pis silaha tenezzül edip onu kullanmaz. Meşhur bir zâtın dediği gibi,

أُكَبِّرُ نَفْسِي عَنْ جَزَاءٍ لِغِيبَةٍ وَكُلُّ اغْتِيَابٍ جُهْدُ مَنْ لَا لَهُ جُهْدُ

Yani: “Nefsimi, düşmanıma gıybetle ceza vermekten yüksek tutuyorum ve buna tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet zayıfların, alçakların ve aşağıların silahıdır.”

Gıybet odur ki: Gıybet edilen insan orada bulunsaydı ve o sözleri işitseydi, çirkin görüp darılacaktı. Gıybet eden eğer doğru söylese bu zaten gıybettir. Yalan söylese hem gıybet hem iftiradır. İki kat çirkin bir günahtır.

Gıybet birkaç hususi şartta caiz olabilir:

Biri: Vazifeli bir adama şikâyet suretinde konuşmaktır ki, yardım edip o kötülüğü, o kabahati gidersin ve senin hakkını alsın.

Biri: Bir adam biriyle ortak çalışmak ister. Seninle istişare eder. Sen de sırf menfaati için art niyetsiz olarak, istişarenin hakkını yerine getirmek maksadıyla, “Onunla çalışma, zarar görürsün.” dersen…

357