İçeriğe geç

إِذَا أَنْتَ أَكْرَمْتَ الْكَرِيمَ مَلَكْتَهُ وَإِنْ أَنْتَ أَكْرَمْتَ اللَّئِيمَ تَمَرَّدَا

hükmünce müminin vasfı ve müminliğin gereği, kerim yani şerefli ve izzetli olmaktır. Ona ikramda bulunduğun vakit emrine amade olur. Mümin görünüşte mayası bozuk bile olsa, iman yönünden izzetli, şereflidir. Evet, fena bir adama “İyisin, iyisin” denilince iyileşmesi ve iyi adama “Fenasın, fenasın” denilince fenalaşması çok görülür. Öyleyse Kur’an’ın,

وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا

وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللّٰهَ غَفُ و رٌ رَحِيمٌ

gibi kutsî düsturlarına kulak ver, saadet ve selamet ondadır.

Dördüncü Düstur: Kin ve düşmanlık besleyen, hem nefsine hem mümin kardeşine zulmeder, hem de ilahî rahmete karşı haddini aşar. Çünkü kin ve düşmanlıkla nefsini elemli bir azapta bırakır. Düşmanına verilen nimetlerden duyduğu azabı ve onun korkusundan gelen elemi nefsine çektirip zulmeder. Eğer düşmanlık hasetten kaynaklansa, bu bütün bütün azaptır. Çünkü haset önce haset edeni ezer, mahveder, yakar. Haset edilene ise zararı ya azdır ya da yoktur.

Hasedin çaresi: Haset eden insan, haset ettiği şeylerin sonunu düşünsün. Böylece anlasın ki, rakibinde bulunan dünyaya ait güzellik, kuvvet, mertebe ve servet fânidir, geçicidir; faydası az, zahmeti çoktur. Eğer bu meziyetler ahirete dair ise onlarda zaten haset olamaz. Eğer onlar için de haset ederse ya kendisi riyakârdır, ahiret malını dünyada mahvetmek ister ya da haset ettiği kişiyi riyakâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder.

344