İçeriğe geç

Hem haset ettiği kimseye gelen musibetlerden memnun olup ona verilen nimetlerden hüzün duyarak kaderin ve Allah’ın rahmetinin onun hakkında takdir ettiği iyiliklerden dolayı küsüyor. Âdeta kaderi tenkit ve rahmete itiraz ediyor. Kaderi tenkit eden başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.

Acaba bir gün düşmanlığa değmeyen bir şeye bir sene kin ve düşmanlık beslemeyi hangi insaf kabul eder, bu hangi bozulmamış vicdana sığar? Sana mümin kardeşinden gelen bir fenalığı tamamen ona verip kendisini mahkûm edemezsin. Çünkü:

• Öncelikle, kaderin bunda bir hissesi var. O kader ve kaza hisse-

sini çıkarıp ona rıza göstermek gerekir.

• İkincisi, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp o mümine düşman-

lık beslemek değil, belki nefsine mağlup olduğundan ona acımak ve pişmanlık duymasını beklemek lâzımdır.

• Üçüncüsü, kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemedi-

ğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.

• Sonra geri kalan küçük bir hisseye, düşmanını en selametli ve

en çabuk şekilde mağlup edecek afla, bağışlamayla ve yüce gönüllülükle karşılık verirsen zulümden ve zarardan kurtulursun…

Yoksa şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatına alan sarhoş ve divane bir Yahudi kuyumcu gibi beş paraya değmez, fâni, yok olmaya mahkûm, geçici, önemsiz dünya işlerinde –âdeta dünyada ebediyen duracak, sonsuza kadar kalacak gibi– şiddetli bir hırs, daimî bir kin, sürekli bir düşmanlık göstermek, mübalâğa kipiyle bir “zalûmiyet” (çok şiddetli zalimlik) veya bir sarhoşluk, bir çeşit divaneliktir.

İşte şahsî hayat için bu derece zararlı olan düşmanlığın ve intikam fikrinin kalbine girmesine –kendini seviyorsan– yol verme. Eğer kalbine girmişse onun sözünü dinleme!

Bak, hakikati gören zâtlardan Hâfız-ı Şirâzî’yi dinle: دُنْيَا نَه مَتَاعِيسْتِى كِه اَرْزَدْ بَنِزَاعِي Yani: “Dünya öyle bir mal değil ki kavgaya değsin.” O, fâni ve geçici olduğundan, kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise dünyanın

345