İçeriğe geç

konuşmayı kesmemelidir.” Eğer sebepleri üstün gelip düşmanlık bir kalbe hakiki olarak yerleşse, o vakit muhabbet mecazî olur, yapmacıklık ve dalkavukluk şekline girer.

Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mümin kardeşine kin ve düşmanlık beslemek ne kadar büyük bir zulümdür. Çünkü nasıl sen kıymetsiz, küçük taşlara Kâbe’den daha mühim, Uhud Dağı’ndan daha büyük dersen çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan iman ve Uhud Dağı büyüklüğünde olan İslamiyet gibi pek çok Müslüman sıfatı, muhabbeti ve birliği gerektirdiği halde, mümine karşı düşmanlığa sebebiyet veren, kıymetsiz taşlar hükmündeki bazı kusurları imana ve İslamiyet’e tercih etmek, o derece insafsızlık, akılsızlık ve pek büyük bir zulümdür; aklın varsa bunu anlarsın!.. Evet, imandan gelen tevhid elbette kalblerin birliğini ister. Ve inanç birliği de toplumda birliği gerektirir.

Evet, şunu inkâr edemezsin: Sen aynı taburda bulunduğun bir adamla aranızda dostça bir bağ olduğunu düşünürsün.. aynı kumandanın emri altında bulunduğunuzdan, bunu arkadaşça bir alâka sayarsın.. ve aynı memlekette bulunmakla aranızda kardeşçe bir münasebet hissedersin… Halbuki mümin kardeşinle aranızda, imanın verdiği nur ve şuurla, sana gösterdiği ve bildirdiği ilahî isimler sayısınca birlik alâkası, ittifak bağı ve kardeşlik münasebeti var. Mesela her ikinizin,

• Hâlık’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Razık’ınız (rızık

vereniniz) bir.. bir bir, bine kadar bir...

• Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze

kadar bir...

• Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir.. ona kadar bir…

341