İçeriğe geç

lambalarını göstermeye mükemmel bir ayna olması gibi, insan da böyle kusurlu sıfatlarıyla Cenâb-ı Hakk’ın kemâlâtına aynalık eder.

İkinci Yön: İnsan, sınırlı iradesiyle, azıcık ilmiyle, küçücük kudretiyle, görünüşteki sahipliğiyle ve kendi evini bina etmesiyle, bu kâinatın Ustasının her şeye sahip olduğunu, sanatını, iradesini, kudretini ve ilmini, kâinatın büyüklüğü ölçüsünde anlar, O’na ayna olur.

Üçüncü Yön’ün iki yüzü var:

Biri, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin ayrı ayrı nakışlarını kendinde göstermektir. Âdeta insan, kuşatıcı mahiyetiyle kâinatın küçük bir fihristi ve misali hükmüne geçip bütün ilahî isimlerin nakışlarını gösterir.

İkinci yüzü, Cenâb-ı Hakk’ın icraatına ve sıfatlarına aynalık eder. Yani kendi hayatıyla Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un varlığına işaret ettiği gibi, hayatında gelişip ortaya çıkan işitme ve görme gibi duyular vasıtasıyla, Hayy ve Kayyûm Yaratıcısının sem’ (işitme) ve basar (görme) gibi sıfatlarına aynalık eder, onları bildirir.

Hem insan, hayatındaki açığa çıkmayan, his ve hassasiyet suretinde taşan sayısız, çok ince hayatî duygu, mânâ ve hisler vasıtasıyla, Hayy ve Kayyûm Rabbinin mukaddes sıfatlarına ayna olur. Mesela, o hassasiyet içinde; sevmek, iftihar etmek, memnun olmak, sevinç duymak, ferahlık hissetmek gibi mânâlarla –Zât-ı Akdes’in kutsiyetine ve mutlak zenginliğine münasip ve lâyık olmak şartıyla– o türden sıfatlarına aynalık eder.

Hem insan, nasıl ki kuşatıcı mahiyetteki hayatıyla Zât-ı Zülcelâl’in sıfat ve icraatlarını tanımak için bir ölçektir, isimlerinin cilvesine bir fihrist, şuurlu bir aynadır ve bunun gibi pek çok yönden Hayy ve Kayyûm Yaratıcısına ayna olur. Aynen öyle de, şu kâinatın hakikatlerine bir ölçü birimidir, bir fihrist, bir ölçek ve terazidir. Mesela, kâinatta Levh-i Mahfuz’un varlığına kesin bir delil ve örnek, insanın hafızası; misal âleminin varlığına kesin delil ve numune de hayal gücüdür.

484