هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا
gibi ayetler de hayattan sonra rızık, şifa ve yağmur gibi minnettarlığı ve teşekkürü davet eden, muhabbet ve övgü hislerini uyandıran, şükran vesilesi şeylerin doğrudan doğruya Rezzak ve Şâfi Yaratıcıya ait bulunduğunu, sebeplerin ve vasıtaların bir perde olduğunu bildiriyor. Rızık, şifa ve yağmur, Hayy-ı Kayyûm Zât’ın kudretine hastır. Ayet, perdesiz şekilde O’ndan geldiklerini ifade etmek için Arapça gramer kaidelerine göre bir şeyin bir zâta mahsus bulunduğuna işaret olarak ، هُوَ الرَّزَّاقُهُوَ الَّذِي şeklinde beyan buyurmuştur. İlaçlara özelliklerini veren ve tesiri yaratan, ancak o Şâfî-i Hakiki’dir.
Dördüncü Remiz
Hayatın yirmi sekizinci vasfında, onun, imanın altı şartına bakıp onları ispat ettiği, onların birer hakikat olarak meydana çıkmalarına işaretlerde bulunduğu bildirilmiştir.
Evet, madem bu kâinatın en mühim neticesi, meyvesi ve yaratılış hikmeti hayattır; elbette o yüce hakikat, bu fâni, kısacık, noksan, elemli dünya ile sınırlı değildir. Yirmi dokuz maddede mahiyetinin büyüklüğü anlaşılan hayat ağacının gayesi, neticesi ve büyüklüğüne lâyık meyvesi, ebedî ahiret hayatıdır; taşıyla, ağacıyla, toprağıyla canlı olan o saadet yurdundaki hayattır. Yoksa bu hadsiz mühim meyvelerle donatılan hayat ağacının, şuur sahipleri için, bilhassa insan için meyvesiz, faydasız, hakikatsiz olması gerekecek. Sermaye ve donanım bakımından mesela bir serçeden yirmi derece yüksek, kâinattaki ve canlılar arasındaki en mühim, en kıymetli mahlûk olan insan, hayat saadeti bakımından bir serçeden yirmi derece aşağı düşüp bedbaht, alçak bir biçare haline
Dipnotlar
- “Asıl bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâ’dır.” (Zâriyât sûresi, 51/58).
- “Hastalandığımda O’dur bana şifa veren.” (Şuarâ sûresi, 26/80).
- “O’dur ki insanlar artık ümitlerini kestikten sonra yağmur indirir.” (Şûrâ sûresi, 42/28).
- O’dur ki...
- Rızıkları veren O’dur.