İçeriğe geç

bulunduğunu, kâinatın içine kök saldığını, onu sardığını gör! Nasıl kâinatı bozmak ve onun suretini değiştirmek mümkün değilse, şu hakikatleri bozmanın da mümkün olmadığını bil!

Ve bu üç büyük nur gibi; Allah’ın rahmeti, inayeti, her şeyi koruyup gözetmesi misali yüzlerce kuşatıcı hakikat haşri ve ahireti gerektirir. O halde, hiç mümkün müdür ki, kâinatta ve bütün varlıklarda hüküm süren rahmet, inayet, adalet, hikmet, iktisat ve temizlik gibi pek kuvvetli, kuşatıcı hakikatler, haşrin yokluğuyla ve ahiretin gelmemesiyle merhametsizliğe, zulme, hikmetsizliğe, israfa, kirliliğe, abese dönüşsün? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!

Bir sineğin hayat hakkını çok şefkatli bir şekilde koruyan bir rahmet, bir hikmet, acaba haşri yaratmamakla, şuur sahibi sayısız kulunun hayat haklarını ve nihayetsiz varlıkların hukukunu ziyan eder mi? Rahmet ve şefkatte, adalet ve hikmette –tabir caizse– sınırsız hassasiyet ve dikkat gösteren bir rubûbiyetin haşmeti, kemâlâtını göstermek, kendini tanıtmak ve sevdirmek için şu kâinatı sayısız, harika sanatlarıyla, nimetleriyle süsleyen yüce bir saltanatın sahibi, haşri getirmeyerek bütün kemâlâtının ve mahlûkatının kıymetinin hiçe inmesine ve inkârına izin verir mi? Hâşâ! Açıktır ki, böyle mutlak bir güzellik, böyle kesin bir çirkinliğe müsaade etmez.

Evet, ahireti inkâr etmek isteyen, önce bütün hakikatleriyle dünyayı inkâr etmeli. Yoksa dünya, her hakikatiyle, yüz bin dille onu tekzip ederek yüz bin kere yalancılığını ispatlayacaktır. Onuncu Söz, ahiretin varlığının, dünyanın varlığı kadar kesin ve şüphesiz olduğunu apaçık delillerle ispat etmiştir.

İsm-i Âzam’ın Altı Nurundan Üçüncüsüne İşaret Eden

Üçüncü Nükte

بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اُدْعُ إِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ

ayetinin bir nüktesi ve bir ism-i âzam veya ism-i âzamın altı nurundan biri olan Hakem isminin bir cilvesi, Ramazan-ı Şerif’te bana göründü.

428