İkincisi, kesilen kurban, kurbanı kesen üzerindeki mükellefiyeti düşürür. Ondan sonra etin dağıtılması gelir. Kurbanın üçte ikisi dağıtılır, geriye kalan üçte biri de kurban sahibinin olur. İsterse onu da dağıtabilir. Bundan da anlaşılmaktadır ki, kurban kesmek başkalarına karşı da bir hiss-i semahat (cömertlik) ifadesidir. Bu mânâda kurban, fakir-fukarayı gözetme, iyilikte ve ihsanda bulunma demektir.
Üçüncüsü, kurban kesen kimse Cenab-ı Hakk’a şöyle demiş olur: “Allahım! Sen, وَانْحَرْ63 ferman-ı sübhâninle bize hayvanlarımızı boğazlamamızı emrettin. Eğer kendi kendimizi boğazlamayı emretseydin onu da yapacaktık. Biz, hayvanlarımızı boğazlamakla emrine inkıyadımızı izhar ediyoruz.” Kurban, bu yönüyle de bir teslimiyetin ifadesi demektir.
Bunun gibi daha pek çok hikmetler sıralanabilir. Ancak bütün bunlar, hikmet çerçevesi içinde kendisine yaklaştığımız, hakiki hikmetin bir kısım lem’alarından, parıltılarından ibarettir. Bize düşen; ubûdiyet anlayışı ve kulluk şuuru içinde, Rabbimizden gelen emirlere teslim olmak ve itaat etmektir ki, işte kurbanın hakiki hikmeti budur.
63 Kevser sûresi, 108/2.