Evvela şunu kabul etmek gerekir ki, Kur’ân-ı Kerim, iffet âbidesi Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm), Nâzır’ın hanımı tarafından odaya kapatılıp kapının arkadan kilitlenmesini anlatmaya geçmeden önce, onun karakterini, metanetini ve iffetini anlatır ve bu husus üzerinde güvenini ortaya koyar. Öncelikle Yusuf (aleyhisselâm), evinde bulunduğu kadın tarafından “mürâvede”ye uğramıştır. Yani ona ilk saldırı ve tecavüz bizzat kadın tarafından ve onun kendi evinde meydana gelmiştir. Zira Hazreti Yusuf, o evde o gün için âdeta bir hizmetçi olarak çalışıyordu. İşte bu ifadelerle aslında Hazreti Yusuf’un iffeti anlatılmaktadır. Bunlardan sonra وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ وَهَمَّ بِهَا“Zeliha, Hazreti Yusuf Aleyhisselâm’a karşı gayret sarf etti, (beşerî arzuları hesabına bir hamle yaptı, üzerine atıldı). Yusuf Aleyhisselâm da ona karşı hamle yaptı.”114 denmektedir. Akla gelebilir ki, acaba yapılan bu hamlelerin her ikisi de aynı cinsten miydi? el-İbrîz adlı kitabında müşâhedeleriyle Kur’ân’a ait pek çok hakikati anlatan Abdülaziz ed-Debbâğ Hazretleri bu konuda mürşidine; Yusuf Aleyhisselâm’ın, Nâzır’ın hanımına karşı bir gayret göstermesi ve hamle yapmasının ne mânâya geldiğini sorar. Mürşidin de, efendisinin, kendi hanımı olmasına rağmen, böyle bir su-i edep ve terbiyesizliği karşısında ona mukabele edip dövmeye gayret ettiği şeklindeki ifadelerini söylediğini nakleder.115 Aslında burada, Hazreti Yusuf Aleyhisselâm’a yakışan keyfiyetin bu olduğunu söylemek en doğru olandır. Ancak tabiatı gereği insanın hususi bir fıtrat da vardır. Hazreti Yusuf (aleyhisselâm) bir nebidir ve nebi, beynindeki bütün fakülteleri çalışan insan demektir. Bir nebide nöron sistemi, bizden herhangi birinin on katı daha fazla gelişmiştir. Binaenaleyh nebide karşı cinse yönelik duygular da on kat fazladır. Hatta insanın Allah (celle celâluhu) indindeki makbuliyeti ve O’na ait esrarı sezişi de o nispettedir. Binaenaleyh Cenab-ı Hak bu insanlara bir taraftan böyle bir inkişaf lütfetmiş, bir taraftan da Hazreti Yusuf’a (aleyhisselâm) verdiği gibi fevkalâde bir irade lütfunda bulunmuştur. Evet, Allah bu müstesna insanlara, nefislerine karşı fevkalâde bir hâkimiyet gücü vermiş, bunlar da bu gücü daima kendilerinde duymuş ve pozitif olarak değerlendirmişlerdir. İşte Zeliha’nın bütün cazibedâr güzelliği ve fettanlığı karşısında Hazreti Yusuf’un gördüğü şey, Rabbisinin bu bürhanıdır. Ve bu bürhan da Cenab-ı Hakk’ın, Kendi iradesinden O’na verdiği, çelikten sapasağlam bir iradedir. İşte Hazreti Yusuf da (aleyhisselâm) o olay esnasında Rabbisinin lütfettiği bu hususiyeti görmüştür.