İçeriğe geç

Orta Çağ anlayışında yetişenler ve daha sonra da kapitalist bazı sistemler, beşerin büyük bir kısmını ticari eşya gibi almış-satmış, az bir ücretle çalıştırmış ve değişik şekillerde zayıf kimseleri istismar etmişler/etmektedirler. Allah’tan korkmayan, mahkeme-i kübrâya inanmayan, hesap duygusu taşımayan insanlar, o zayıf kimseleri hep istismar etmişlerdir. O bakımdan, müsavat dediğimiz zaman, sadece bu konuda mevzuatı ortaya koymak kâfi değildir. Gülhane Hatt-ı Hümâyunu içinde müsavat, debdebeli laflarla yerini alınca Avrupalılar bizi alkışlamış ve “Türkiye bir hayli ileri gitti!” demişlerdi. Hâlbuki o günden beri aradan iki yüz seneye yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen Türkiye, Avrupa’ya nispeten âdeta yerinde saymaktadır ve nispî olarak bir adım bile ileriye gidememiştir. Dahası, Fransız ihtilalinin olumsuz esintileri, dalgalanmaları Müslümanların yaşadığı topraklarda da tesirini göstermeye başlamıştır.

Eğer ilerleme denen şey, üniversitelerdeki başkaldırmalar, birbirini öldürmeler, bomba patlatmalar ise bu, yol değil; belki sosyal ihtilaller tarihine yeni bir kısım kareler ilave etme demektir.

Bugün İslâm dünyasında bazı mütefekkirlerce eşitlik adı altında ortaya atılan şeyler yeni değil, Fahr-i Kâinat Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem), prensipleriyle getirdiği ve kendi hayatında da fiilî olarak uyguladığı esaslardır. Ne var ki, bu müsavatın umumun vicdanında makes bulabilmesi için bir kısım temel rükünler vardır ve bunlar ihya edilmedikten sonra gerçek eşitlik hiçbir zaman tahakkuk edemeyecektir. Rusya, eşitlik davasıyla bir ihtilal yaptı ama kat’iyen eşitlik getiremedi. Eşitlik şöyle dursun, kendine muhalif olanlara hakk-ı hayat bile tanımadı. Bunun için de on dokuz milyon insanı kesmekten çekinmedi ve Haccâc-ı Zâlim’e rahmet okutturacak zulümler irtikâp edildi. Böylece istibdat dağıtılıp şahısların elinden alınarak despot bir azınlığın eline verildi…

90