İçeriğe geç

Evet biz, göğün yarılmasını modern bilimlerin de açıklamalarıyla başka türlü anlıyoruz. Hazreti Allah, Rahman Sûresi’nin başında ve daha başka yerlerde, gökler ve yer arasında bir denge ve ölçü koyduğunu ferman eder.159 Şimdilerde meseleyi, ister Newton’un çekim kanunu, ister Einstein’in izafiyet teorisi, isterse başka bir yaklaşımla ele alalım, kâinatta bir ölçü, bir nizam vardır. Artık bugün yerle gök mabeyninde ve cisimler arasında bir münasebetin ve dengenin olduğu kabul edilmektedir. Nitekim Ay’a seyahat yapıldığı zaman bu dengeden istifade edilmiştir. Şimdilerde atmosferin belli tabakalara ayrılmış olması ve her tabakanın kendi içinde belli bir yoğunluğunun bulunması ve buralarda ciddi bir hendesenin hükümfermâ olması sayesinde dünyadan Ay’a ne kadar zamanda ve nasıl gidileceği çok rahatlıkla hesap edilmekte ve bu hesapta da çok az yanılmalar olmaktadır. Zannediyorum günümüz trafik idaresi yeryüzündeki karayollarında bu kadar sıhhatli bir seyr ü sefer sistemi henüz oluşturamamıştır. Bugünün insanları konunun hendesî yönüne vâkıf olunca bu seyr u seyahat da rahatlıkla temin edilebiliyor. İşte bu da yere ve göğe bir muvazenenin, bir mizanın konulmuş olduğuna delâlet eder.

Allah (celle celâluhu), semayı yükseltmiş ve bir mizan vaz’ etmiştir. Semada çekmeler ve itmeler şeklinde belli ölçüler vardır. O, Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden müthiş havası ve keyfiyetiyle, kıyamete yakınlığı izafî bir zaman içinde infitâr edip yarılacaktır. Bunun mânâsı, işte bu muhteşem kanun ve nizamın bozulup başka bir hâl alması demektir. Mesela, o zaman artık yıldızlar birbirini çekeceği yerde çekmeyecek, belki değişik harikulâde kanunlar içinde çarpışacak, atomik keyfiyetler içinde ciddi parçalanmalar olacak ve bütün zerrât-ı kâinat iyonlaşmaya doğru gidecektir.

217